SOSYALİZMDEN KAPİTALİZME GEÇİŞ SÜRECİNDE KRİMİNAL DEĞİŞİM
RUSYA ÖRNEĞİ
kanunlar ve bunların halkça özümsenmesi ve senelerce süren sosyal evrim sürecine paralel olarak meydana gelmektedir. Tüm diğer durumlarda demokrasi Rusya’daki gibi, özgürlüğün despotizmle savaşından doğmaktadır. Böylesi ortamlarda özgürlük ve demokrasinin yaratma ve yıkma gücü sadece nükleer güçle kıyaslanabilmektedir. Yüzyılın başındaki devrim bu konuda verilebilecek en güzel örneklerden biridir.
Özgürlük ve demokrasi becerikli şekilde kullanılabildiğinde bir çok problemin çözülmesine öncülük etmektedir. Ancak özgürlük, sadece iyiliğe hizmet etmemektedir. Rusya örneğinde olduğu gibi özgürlük suç işlemek için büyük bir başarı ile kötülüğe de kullanılabilmektedir. Bu nedenle bu tip ülkelerde özgürlük her zaman olumlu seçim olmamaktadır. Zira, bu tip yani geçiţ süreci yaşayan ülkelerde özgürlük, baskıcı rejimlere nazaran suç işlemek için daha müsait bir ortam oluşturmaktadır.
Birleşmiş Milletler Teşkilatının 1986-1990 yıllarını kapsayan dört nolu Rapor’unda yeralan verilere göre Dünya’daki suç oranı yıllık olarak % 5, nüfus ise % 1-1.5 oranında artmıştır. Bu konuda komünizmin merkezi olarak kabul edilen SSCB’de nüfusun 100 bini dikkate alınarak yapılan bir oranlamada, 60’lı yıllarda suç oranı gelişmiş ülkelere nazaran (Japonya’yı istisna ederek) 5-9 kat daha az olarak gerçekleşmiştir. Dünya ortalamasında 3-4 defa artmanın yaşandığı son 30-40 yıl içerisinde suç oranında 6-8 kat artış göstermiştir. Aynı dönemlerde sadece SSCB’de değil toplumun hareket ve faaliyetleri üzerinde topyekün devlet, polis, ideoloji veya din kontrolünü esas alan totaliter sistemlerde (faşizm, komünizm vd.) suç oranlarında düşme kaydedilmiştir.
Hiç şüphesiz bugün en etkili kontrol polis tarafından gerçekleştirilmektedir. Ancak bu kontrol bir çok kez iktidarın lehine hakkın kötüye kullanımı olarak bozulabilmektedir. Bu tür uygulamalar BM raporlarına göre neredeyse suç sayısına eşit seviyededir. Bunlar otoriter rejimlerde cezaî sorumluluğu gerektiren fiilleri defalarca katlayabilecek düzeydedir.
PLANLI EKONOMİ DÖNEMİNDE SUÇLULUK
Stalinin ölümünden sonra SSCB’de kontrolün zayıflamasıyla doğru orantılı olarak nüfus oranına göre suç oranlarında hızlı bir artış başlamıştır. 1956-91 yılları arasında suçluluk 5.6 kat (579.116’dan 3.223.117’na), nispî olarak 3.8 misli (nüfusun 100.000 293’den 1115’e) atmıştır. Bu 35 sene içerisinde suç oranının artışının yıllık ortalaması yılda % 5.03 olarak gerçekleşirken nüfus ise %1.1 oranında artmıştır. Buradan çıkartılacak sonuç suç artış oranı nüfus artışından 4.6 kat fazladır.
Yıllara göre en yüksek artışlar ise, 1958’de % 28.9, 1961’de % 34.7, 1966’da %18.1, 1983’de %21.7 ve 1989’da %32 olarak gerçekleşmiştir. Burada hemen belirtmek gerekir ki, Rusya’da suçluluğun en hızlı arttığı dönem prestroyka ve piyasa ekonomisine geçiş yıllarında olmuştur. Bu hiç şüphesiz Stalin’in ölümüyle başlayan totaliter rejimin toplum üzerindeki kontrolünün zayıflamasının doğal bir sonucudur.
Oysa iktidarın toplum üzerisindeki kontrolünün yoğun olduğu dönemlerde siyasî ve cezaî suçluluğun katsayısı hesaplandığında Sovyet topraklarında suç katsayısı -1 olarak ortaya çıkmaktadır. Bunun anlamı; siyasî baskı ne kadar az ise cezaî suçluluk kendiliğinden artmakta, buna karşın kontrolün yüksek olduğu dönemlerde ise düşmektedir. Mesela, Sovyetler Birliği Komünist Partisi çemberlerinin patladığı, Birliğin tüm kontrol sistemiyle yıkıldığı, sahipsiz kalan Devlet ve toplum mülkiyetinin yağmalandığı, demokrasi demogojisinin önem kazandığı, her şeyi yıkan ve yokedenin toplumda şerefli sayıldığı, adaletli ve adaletsiz tahkikini yapan muhakeme ve güvenlik birimlerinden tecrübeli elemanların birer birer ayrılarak yerine iktidara itaatkar amatörlerin geçmeye başladığı bir ortamda, yani 80’li yılların sonlarıyla 90’lı yılların başlarında suç oranı en yüksek düzeye ulaşmıştır.
Bu dönemde kontrol altına alınamayan suç dalgası toplumun her kesimini etkiler hale gelmiştir. Aynı zamanda suç türlerinde değişiklikler yaşanmıştır. Mesela 60’lı yılların ortalarında mülkiyete karşı işlenen suçların oranı % 40-45 arasında değişirken, Sovyet sonrası dönemde ise bu rakam %70-75’lere yükselmiştir.
Yine aynı süreçte, şahsî mülkiyete karşı işlenen suçlardaki artışla birlikte, sarsılan parti iktidarı ve Brejnev Bildirisiyle ortaya çıkan Sovyet parti bürokrasisi ve gölge ekonominin büyüme eğiliminin de etkisiyle sadece ekonominin değil siyasetin de dümeninde bulunan örgütlü suçluluk ortaya çıkmıştır. Aynı dönemde toplumsal açıdan tehlikeli davranış tarzlarına (vergi kaçakçılığı vs.) yönelik olarak başlatılan temizleme çalışmalarında da istenilen başarıya ulaşılamamıştır.
PİYASA EKONOMİSİNİN OLUŞUM YILLARINDAKİ SUÇLULUK
Doksanlı yıllara gelindiğinde Rusya Federasyonu’nda işlenen suç oranı Sovyetler Birliği genelinin % 65-66’sını oluşturmaktadır. Aynı dönemde suç işleme oranları nüfusla kıyaslandığında en çok suç işleme oranında Estonya birinci sırada yeralmaktadır. 1990 yılı verilerine göre bu ülkede nüfusun 100 binine 1511 suç düşmüştür. İkinci sırada 1297 suçla Litvanya, üçüncü sırada ise 1248 suçla Rusya yeralmaktadır. En düşük katsayı ise 217 suç ile Azerbaycan’da gerçekleşmiştir. Ancak Rusya’da piyasa ekonomisine geçiş süreciyle birlikte suç oranında 2 kat artış kaydedilmiştir. Bu sayı 1991’de (%18.4), 1992’de (%27.2) ile en yüksek oranlara ulaşmıştır. Kayıtlı suçluluk baz alındığında ise 1992 yılı ortalarında suçluluk oranı % 35’e ulaşmıştır. Merkezi Amerika Birleşik Devletlerinde bulunan Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezinin (CSIS) Rusya’daki suç oranlarıyla ilgili olarak hazırlayıp yayımladığı Rapor’un nihaî sonucuna göre: Rusya ve ekonomisi “kriminal bir oligarşiye dönüşmenin eşiğindedir. Tabiiki bu durum, suçluluğun azalmasını isteyen hükümetin hoşnutsuzluğuna sebep olmuştur. Sert tedbirler felç halindeki güvenlik birimlerini biraz olsun canlandırmıştır. En azından dış görünüşte çalışır hale gelmişlerdir. Gerçekte ise, toplumsal ilişkilerdeki suçluluk, siyasî fiiller de dahil olmak üzere yaygınlaşmış ve kökleşmiştir. İçişleri birimleri suçun şekillerinin basit ve ilkel hallerini kontrol altına almakta zorlanmazken, rüşvet gibi özellikle toplumda yaygınlaşmış ve süreklilik arz eden suçlarla mücadelede yetersiz kalmıştır. Kaldı ki, bu tip suçluluk bazı iktidar sahiplerinin yardımıyla kendi mevcudiyetlerini sağlamlaştırmış, profesyonelleşmiş, örgütlenmiş, silahlanmış, kademeleşmiş ve entelektüelleşmiştir.
Bu şekilde ortaya çıkan suçluluk iktidarı olarak adlandırabilecek güç, diğer hukukî güçlerle (yasama, yürütme, yargı) başarılı şekilde rekabet eder hale gelince, bu durumdan rahatsız olan Batılı devletler, suçlulukla mücadele noktasında ciddi şekilde Rusya’ya yardım etmişlerdir.
Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla ortaya çıkan suç dalgası gerek iç tedbirler gerekse dış yardımlarla belirli ölçüde kontrol altına alınınca, suçluluk oranında periyodik olarak bir düşme kaydedilmiştir. Verilere göre 1992 yılı ortalarından 1994 yılına kadar bu düşüşün % 50’den fazla olduğu ve bu yıldan itibaren dengeli şekilde azalma trendi izlediği iddia edilmektedir. 1994 yılında suç oranı %6.0 oranında düşmüştür. 1996 yılında ise hükümetin “Başlangıçtan daha iyi hale getirme emriyle” aynı yıl suç oranında % 1.7 oranında düşme kaydedilmiştir.
Suç oranında, alınan tedbirlerden dolayı az da olsa düşme kaydedilse de, suçlulukla mücadele konusunda bunun başarı getirdiğini söylemek zor gözükmektedir. Zira, 1994 yılında fiilen işlenen suçların % 30-40’ı kaydedilebilmiş, kayıtlı suçların faillerinin bulunması ve cezalandırılması konusunda daha da başarısız olunmuştur.
Buna karşın iktidar bu süre içerisinde tüm emir ve buyruklarda suça karşı mücadeleyi ve suçun objektif olarak kayıt altına alınmasını talep etmiştir. Aynı hassasiyeti Federasyonu oluşturan bölge ve eyaletlerde de görmek mümkündür. Zira Federasyon genelinde tutulan istatistiklerle, suçlulukla mücadelede “öncüler” ve “geridekiler” tespit edilerek ilan edilmektedir. Örnek verilecek olunursa, Volgagrad bölgesinde suç fâillerinin bulunma oranı 1996 yılı için % 73.3 olarak gerçekleşmiştir. 1997 yılı Ocağında ise bu rakam % 6.8 oranında düşmüştür. Bu husus bölgeyi, fâilin bulunma oranı hususunda geridekiler listesine düşmesine sebep olmuştur. Bunun üzerine harekete geçen bölge güvenlik birimleri Mart ayında bu oranı 61.8, Nisan’da 63.0, Mayıs’ta 64.2, Haziranda ise 68.6 ya kadar yükseltmişlerdir. Ancak bu çalışmalardan sonra da kara listeden kurtulamamışlardır. Ekim ayında bölgede fâillerin bulunma oranının %72.9 oranına ulaşmış olduğu açıklanmış olmasına rağmen bölge, “liderler” listesine girememiştir. Çünkü Liderler listesinde % 82.6’dan %89.2’ye ulaşan yüksek oranlar yeralmaktadır.
Buna benzer metotlar Rus Ordusunda da uygulanmaktadır. Ancak bu uygulama şu ana kadar kaldırılamayan “dedevşina (dedecilik)” gibi suçların, toplu olarak gizlenmesine, kriminolojik istatistiklerde yer almamasına sebep olmuştur. Askerî okullarda işlenen benzeri fiillere, göstergeler de rastlanılamamasının en önemli sebeplerinden birisi bu yarışma uygulaması, diğeri ise İçişleri Bakanlığı’nda görev alanların çoğunluğunun askerî okul menşeyli olmasıdır. Doksanaltılı yıllara gelindiğinde suçluluk düzeyinde ciddi düşme kaydedildiği gibi mevcut suçlulukla mücadelede de başarılı olunduğu söylenebilir.
Bu dönemde Suçla Mücadele Bürosunun verilerine göre ağır cezayı gerektiren suçlarda % 8.1 ile daha yüksek bir oranda azalma gerçekleşmiştir. Buna karşılık toplum güvenliğini tehdit eden suçlarda %6.2’lik artma tespit edilmiştir. Yine bu dönemde ilk tahkikatı suçla mücadele bürosunca yapılması zorunlu olan adam öldürme, suç işlemek için örgüt kurmak gibi suçlarda fâilin bulunma oranı % 60.8 olarak gerçekleşmiştir. Buna karşın hırsızlık ve dolandırıcılık gibi ilk tahkikatı zorunlu olmayan suçlarda fâilin bulunma oranı %96.9 olarak tespit edilmiştir.
1996 yılı rakamlarının bu derece memnun edici olmasına karşın 1997 yılına suç oranında büyük artışlarla girilmiştir. İkinci maddesinde amacı; insan hak ve özgürlüklerinin korunması, mülkiyetin, toplum düzen ve güvenliğinin, çevrenin, Rus anayasal sisteminin korunması ve suçlulukla mücadele olarak açıklanan yeni Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girmesinin birinci yılına tekabül etmektedir. Ocak ayında bu artış % 15.8 olarak gerçekleşmiştir. Daha sonraki aylarda ise periyodik bir azalma görülmekte ve yıl sonunda bu oran % 8.7 olarak tespit edilmektedir. Bu dönemde yeni Ceza Kanunu’nun bir çok maddesi işletilememiş, ağır ve çok ağır olarak vasıflandırılan suçlarda devamlı bir artış gözlemlenmiştir. Ancak şu da bir gerçek ki, Ceza Kanunu’nun bir çok maddesinin işletilemediği bir ortamda suçluluğun yıl sonunda %8.7 gibi düşük bir oranla artış göstermesi bir başarı olarak kabul edilmektedir.
Son beş yılda yetersiz şekilde kontrol edilen suç bu yıllarda artış göstermesi üzerine, İçişleri Bakanlığı’na bağlı birimler üzerinde iktidarın açık bir baskısı görülmektedir. Zira suç işleme oranının artışı karşında halkın hoşnutsuzluğu artmış, bunun yanı sıra suçlulukla mücadelede bu birimler yönetim, örgütlenme ve kadro yönünden oldukça yetersiz kalmışlardır. Bu baskı güvenlik birimlerinde bir canlanma meydana getirmiş ve suçlulukla mücadele de önemli başarılar elde edildiği ilan edilmiştir. İlan edilen bu rakamlara, Rus devlet başkanı dahi inanarak, “suçlulukla mücadeledeki hareketlilik ve fâilinin tespiti konusunda Rusya’nın başarılı olduğunu” açık olarak dile getirmiştir.
Ancak ülkede her yıl 10-12 milyon civarında suç işlenmesine rağmen sadece 2.5 milyon suçun kaydedildiğini söyleyen kriminalistlerin değerlendirmelerinden hareketle, suçların kaydedilmesi ve fâillerin ortaya çıkarılması konusunda başarılı olunduğunu söylemek mümkün değildir.
Tabii ki Rusya’da suçla mücadele, özellikle devlet birimlerinin yeniden şekillendiği Sovyet sonrası dönemde son derece zordur. Böylesine büyük suç oranı olan bir ülkede güvenlik birimlerinin bütün suçları kayıt altına almaları da imkan dahilinde gözükmemektedir. Ancak suçlulukla mücadelede vatandaşların, toplumun ve devletin menfaatlerine karşı işlenen suçların kaydî incelenmesinin yapılmasına öncelik tanınmasının gerekliliği de göz ardı edilemez. Buna rağmen Rusya Federasyonu’nda her yıl aşağı yukarı 6-8 milyon insanın hakları ihlal edilmekte ve bu insanlar devletten gerekli korumayı ve yardımı alamamaktadır. 1997 yılında toplam olarak 1.372.161 suç teşkil eden fiil ortaya çıkartılabilmiştir. Açıklanan bu rakamlar, devletteki örgütlü ekonomik suçlulukla kıyaslandığında suçluluğun sadece köpüğünü oluşturduğu görülmektedir.
Rusya’da Sovyet sonrası dönemde kaydî ve gerçek suçluluğu etkileyen hususlara bakıldığında üç önemli faktörle karşılaşılmaktadır. Bunlar; zayıf bir şekilde kontrol edilen piyasa ekonomisine, demokrasiye ve özgürlüğe geçiş; sosyal kontrolün yeni şekli kurulmadan 40 yıldır devam eden kontrol sisteminin yıkılması; emniyet güçlerinin ağır cezayı gerektiren suçların fâillerini yeni yapılanma çerçevesinde cezalandıramamasıdır.
CSIS Raporunda ise bu konuda üç fail gösterilmektedir. Bunlar kokuşmuş bürokrasi, mafya ve işletilemeyen kanunlardır.
GEÇİŞ DÖNEMİ SUÇLULUĞUNUN ÖZELLİKLERİ
Rusya’da kapitalizme geçiş sürecinde ortaya çıkan suçluluk, kendine has yapısal değişimlere ve özelliklere sahiptir. Bunları aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür.
Ticarî nitelikli suçların kaydedilme oranı düşmüştür.
Dolandırıcılık gibi menfaat suçları sıradan bir olay haline gelmiştir. 30 milyondan fazla insan bu şekilde aldatılmış veya dolandırılmış olmasına rağmen, aldatma ve dolandırma fiilleri kaydedilemeyen suçlar arasında yeralmaktadır.
Kontrol ve cezalandırmanın olmadığı bu dönemde sahipsiz devlet mülkiyeti, lisans, kredi, kota verenlerin eliyle çalınmıştır. Özellikle devlet mülkiyetinin özelleştirilmesinde kiraya verme, satılma ve zimmetine geçirme yoluyla 30’lu yıllardaki zorla kollektifleştirmedeki gibi hızlı bir şekilde yeni iktidarın taraftarlarına tahsis edilmiştir. CSIS Raporunda da yer alan konuda, özelleştirme yoluyla eski Sovyet Cuntası’nın organize suç örgütleriyle işbirliğiyle kamu ekonomisinin hisse ve tahvil yoluyla satılarak nakde çevrildiği ve dışarıya kaçırıldığı iddia edilmektedir.
En önemlisi de bu tür fiiller emniyet birimlerinin istatistiklerine yansımamıştır. Kaydedilen ekonomik suçların artışı sadece prestroykanın başında 1985-86 yıllarında yani henüz devlet kontrolünün ortadan kalmadığı döneme rastlamaktadır. Bu dönemi takip eden yıllarda fiiller tempolu bir şekilde artarken maalesef kayıtlı suçlarda azalma gözlemlenmiştir.
Özellikle hırsızlık fiillerinde büyük bir artış sözkonusudur. Aslında bu fiillerin artışı 1966 yılıyla birlikte başlamış, 1995’lere gelindiğinde ise 7 kat artış kaydedilmiştir. Ayrıca şahsî mülkiyete karşı 10 defa, devlet mülkiyetine karşı işlenen suçlarda ise 4 defa artış tespit edilmiştir. Stalin dönemi hariç özellikle Glasnost ve Prestroyka dönemlerinde devlet mülkiyetinin yağmalanması diğer suçlarla kıyaslandığında zirveye ulaşmıştır.
En tehlikeli artış, menfaata karşı işlenen suçlarda olmuştur. 1986-1994 yıllarında soygun ve gasp fiillerinde 7 misli artmıştır. Aynı şekilde örgütlü suçluluk, adam öldürme, şantaj vb. suçlar da orantılı olarak artmıştır. Devlet ve toplumsal mülkiyeti yağmalayanlar çok kısa bir sürede salıverildiklerinden, menfaat için öldürme ve müessir fiilde bulunma sayısı da artmıştır. Bu fiillerde ateşli silahların kullanılması 1987 yılından bugüne kadar 10 kat artmıştır. Ayrıca bu dönemde iyi korunan şahısları, milletvekillerini, bankerleri, işadamlarını ve gazetecileri öldürenlerin yakalanması için son derece titiz davranılmıştır.
Yeraltı yada kayıt dışı ekonomi Sovyetlerin sonunu getirmiştir. Bu husus prestroyka ile birlikte Rusya’da mevcut olan “Yeraltı Kapitalizminin” duvarlarının yıkılışıyla mafya imparatorluğuna dönüşmüştür.
Sovyet sonrası dönemde siyasî ve yönetici elitte Rusya’daki suç dalgasının içinde yeralmıştır. Tarihte tecrübedir ki en iyi mülkiyet imparatorlukların yıkılmasından sonra elde edilmektedir. SSCB’nin yıkılması bu tecrübenin bir kez daha yaşanmasını sağlanmıştır. Özellikle özelleştirme, kiralama gibi yollarla devlet serveti iktidar sahiplerince paylaşılmış ancak bu kişiler suçlular arasında yeralmamışlardır.
Oysa SSCB’nin Stalin, Hruşov özellikle Brejnev dönemlerinde iktidarın baskıcı politikasının doğal bir sonucu olarak devlet birimlerinde çalışanlar zimmetlerine devlet servetini geçirememişlerdir. Sovyet sonrası dönemde ise idarecilerin suç teşkil eden fiilleri ve bunların cezalandırılmaması yüksek oranlarda gerçekleşmiştir. Mesela Federal Savcılık, Duma’dan bazı milletvekillerinin kovuşturulabilmesi için dokunulmazlıklarının kaldırılması talebinde bulunmuş fakat bu isteğini elde edememiştir. Devletin üst görevlerinde çalışanların suçları konusunda basın ve yayın organlarında bir çok haber yeralsa da bunların kovuşturulması mümkün olmamıştır. Buna karşın rüşvet ve zimmetine para geçirmekten dolayı küçük memurların ve uyumsuz üst düzey yöneticilerinin yargı yoluna sevkinden kaçınılmamıştır. Üst düzey yöneticiler ise, yargı yolundan kanun boşluklarından ve siyasî dokunulmazlıklardan istifade ederek yargı denetiminden kaçmayı başarabilmiştir.
Rusya’da üst düzey yöneticilerinin yararına olan Batılı tarzdaki özgürlükler çok çabuk benimsenmesine rağmen, Avrupa’nın geliştirmiş olduğu üst düzey yöneticiler üzerindeki kontrol, totaliter rejime geri dönmek olarak kabul edilmiştir. Mesela tüm medenî devletlerde, idarî personel, kendilerinin olduğu gibi, geçindirmekle yükümlü oldukları aile üyelerinin servetlerini de açıklamakla yükümlüdürler. Rusya’da ise normatif akitlere gِre “A” kategorisinde bulunan memurlar eğer isterlerse gelirlerini bildirir. Yakınlarının gelirlerinin ilan edilmesi maddesi İrtikap ile Mücadele Kanunu’na bir madde olarak konulmak istenmiş ancak bu husus 37 yıl geri gitme olarak görülerek kabul edilmemiştir. 1997 yılında tüm görevlilerle ailesinin ve kendi gelirlerinin ve mülkiyeti hakkında bilgi verilmesiyle ilgili talep iktidar organlarınca basit bir bildiri ile geçiştirilmiştir. Federasyon Kurulunca onaylanan, Duma tarafından birkaç kez kabul olunan ve on yıldan fazla hazırlık çalışması devam eden Rüşvet ile Mücadele Kanununun veto edilmesinden sonra bu doğal bir sonuç olarak kabul edilmektedir. Rusya Federasyonu Genel Savcısı Y. Skuratov bir demecinde; “kanunun kabul edilmemesinden çıkarları olanlar, kanunun kabul olunmasına karşı ortaya koydukları mücadelede geçerli sebeplere sahipler.” diyerek, durumun ciddiyetine değinmiştir. Ancak Mart 1999 tarihinde kendisi de rüşvet aldığı iddiasıyla dönemin devlet başkanı Yeltsin tarafından görevden alınmak istenmesi üst düzey bürokratların usulsüzlüklerle ne kadar iç içe olduğunun açık bir göstergesidir.
SONUÇ
Piyasa ya da planlı ekonomi, demokrasi ya da totalitarizm veya kapitalizm ya da sosyalizm toplumsal seçime bağlı olan bir husustur. İnsanlık, tarih süreci içerisinde sosyal tercihlerde bulunarak bu sistemleri uygulamış ve toplumun maddî manevî ihtiyaçlarına cevap vermesi nispetinde bunları sürdürmüş ya da son vermiştir. Buna verilecek en güzel örnek 90’lı yıllarla birlikte dağılan Sosyalist bloktur. Zira doksanlı yıllara gelindiğinde sosyalizm beklenen performansı gösterememiş ve beklenmedik bir şekilde yıkılmıştır. Yani toplumsal evrim sosyal devrimi yenmiştir. Bunun doğal sonucu olarak bugün sosyalist sistemlerden hızlı bir şekilde uzaklaşılmaktadır. Aynı doğrultuda Rusya’da da sosyalizmden oligarşik nitelikli kapitalizme geçiş dönemi yaşanmaktadır.
Doksanlı yıllarla başlayan bu dönemde ciddi boyutlara ulaşan suç patlaması yaşanmıştır. Zira geçmiş yüzyıllarda ütopistlerin kafalarında oluşan ve komünistlerce kavranıp benimsenen, suçun ve ihtilafın olmadığı sınıfsız toplum ümitleri, teknolojik, sosyal ve ekonomik gelişmeyle suç oranının azalacağına ilişkin tahminlerin gerçekleşmemesiyle doğru orantılı olarak gerçeklik kazanamamıştır. Aynı şekilde Rusya’da da siyasî ve hukuksal kontrolün artmasına karşın toplumsal ilişkilerde gereken gelişme kaydedilemeyince insanlık adına vadedilen asilleşme malesef gerçekleşmemiş, yeni bir insan şekli oluşturulamamıştır. Bunun doğal bir sonucu olarak da siyasî ve hukukî kontrolün zayıfladığı 90’lı yıllarda suç patlaması yaşanmıştır. Zira suça iten çıkarcılık, gıpta, iktidar istemi, dargınlık, intikam ve cinsel istem gibi sebepler ortadan kaldırılamamıştır.
Sovyetler Birliği dönemi suçla mücadele verilerine bakıldığında suçların kayıt altına alınması ve fâillerin ortaya çıkarılması konularında önemli başarılar elde edildiği görülmektedir. Bunda suçlulukla mücadelede bölgeler arasında uygulanan yarışma yöntemi, siyasî ve hukukî birimlerin kontrol sistemlerini gereği gibi işletmeleri, en önemlisi de toplum üzerinde sıkı kontrol sağlayan Sosyalist sistem etkili olmuştur.
Glasnost ve Perestroyka dönemiyle başlayan geçiş döneminde ise gerek siyasî gerekse hukukî kontrol, yeni sistem kurulmadan yıkılmış, toplumsal kontrolün zayıflamasıyla da suçluluk oranında ciddi boyutlarda artış meydana gelmiştir. Ayrıca bu dönemde Sovyetler Birliği dönemine göre suçluluk tiplerinde de değişimler meydana gelmiştir. Özellikle Sovyetler Birliği döneminde pek görülmeyen Devlet mülkiyetine karşı işlenen suçlarla, rüşvet ve irtikap gibi suçlara bu dönemde pek sık rastlanılmaktadır. Basit nitelik arz eden hırsızlık gibi suçlarda ise devamlılığın yanısıra ciddi boyutta artış meydana gelmiştir.
Suçlulukla mücadele konusunda ise 1994 yılıyla birlikte ciddi çalışmalara gidilmekle birlikte, toplam suçluluğun ancak % 30-40’ı kayıt altına alınabilmiş, faillerin bulunması konusunda da istenilen başarıya ulaşılamamıştır. Suçluluğun Sovyet sonrası dönemde Rusya’da bu denli artmasına karşın kayıt altına alınma ve fâillerin bulunmasında başarısız olunması Karpets’in iddia ettiği gibi piyasa ekonomisine geçiş sürecinin başlarında ortaya çıkan siyasî, ekonomik ve hukukî istikrarsızlıktan kaynaklanmıştır.
Bu dönemde hırsızlık ve dolandırıcılık gibi suçlarla mücadelede önemli başarılar elde edilirken devlet mülkiyetine karşı işlenen irtikap ve rüşvet gibi suçlarla mücadelede ciddi engellerle karşılaşılmıştır. Zira bu dönemde suçluluğun ortadan kaldırılabilmesi için ciddi çalışmalar yapması gereken yöneticiler, ya kendileri de bu suçluluğun içerisinde yer almış ya da yer alanlarla mücadeleyi de engellenmişlerdir.
Bu verilerden hareketle denilebilir ki, totaliter rejimlerden demokratik rejimlere geçilirken dikkat edilmesi gereken en ِnemli husus; suçlulukla mücadelede demokratik rejimin gerekleri oluşturulmadan ve organları kurulmadan mevcut birimlerin faaliyetlerine devam etmesi suç teşkil eden fiillerin artmaması için bir zorunluluktur. Ayrıca geçiş döneminin sistemsizliğinden yararlanabilecek kişi ya da grupların da iyi etüt edilip önlemlerin baştan düşünülmesi ve hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda öngörülebilecek en mantıklı çözüm; suçlulukla mücadelede demokratik rejimin kurumları oluşturuluncaya kadar totaliter rejimden kalan sistemin devamıdır. Ancak geçiş sürecinin gerektirdiği değişiklikler iyi etüt edilerek anında oluşturulmakta olan ana yapıya monte edilmesi gerekmektedir.
ÖZET
Piyasa ya da planlı ekonomi, demokrasi ya da totalitarizm veya kapitalizm ya da sosyalizm toplumsal seçime bağlı olan bir husustur. İnsanlık, tarih süreci içerisinde sosyal tercihlerde bulunarak bu sistemleri uygulamış ve toplumun maddi manevi ihtiyaçlarına cevap vermesi nispetinde bunları sürdürmüş ya da son vermiştir. Buna verilecek en güzel örnek 90’lı yıllarla birlikte dağılan Sosyalist bloktur. Zira doksanlı yıllara gelindiğinde sosyalizm beklenen performansı gösterememiş ve beklenmedik bir şekilde yıkılmıştır. Yani toplumsal evrim sosyal devrimi yenmiştir. Bunun doğal sonucu olarak bugün sosyalist sistemlerden hızlı bir şekilde uzaklaşılmıştır. Aynı doğrultuda Rusya’da da sosyalizmden oligarşik nitelikli kapitalizme geçiş dönemi yaşanmaktadır.
Sosyalist sistemin tam manasıyla yıkılması, kapitalist sistemin ise tam müesseseleriyle kurulamaması beraberinde büyük bir suç patlamasını getirmiştir. Suç dalgasını ortadan kaldırmaya yönelik olarak yapılan çalışmalarda beklenen sonuca ulaşılamamıştır. Zira suç odaklarının siyasi otoritelerle işbirliği içerisinde olması hatta iktidarın çeşitli birimlerindeki görevlilerin doğrudan suç odağı haline gelmesi bunu etkileyen önemli bir faktör olmuştur.
Bu dönemde suç türlerinde, suç teşkil eden fiil ve faillerin tespiti konusundaki rakamlarda ciddi değişiklikler olmuştur.
Bu unsurlardan hareket edildiğinde, totaliter rejimlerden demokratik rejimlere geçilirken dikkat edilmesi gereken en önemli husus; suçlulukla mücadelede demokratik rejimin gerekleri oluşturulmadan ve organları kurulmadan mevcut birimlerin faaliyetlerine devam etmesi suç teşkil eden fiillerin artmaması için bir zorunluluktur. Ayrıca geçiş döneminin sistemsizliğinden yararlanabilecek kişi ya da grupların da iyi etüt edilip önlemlerin baştan düşünülmesi ve hayata geçirilmesi gerekmektedir.
ABSTRACT
In order to respond to the social and political needs of their societies and rule their countries, nations around the world have historically adopted various systems such as free market economy, democracy, totalitarianism, capitalism or socialism. An example of this is the former socialist bloc and its political decline in the 1990s. During this period, socialism failed to meet the needs of the political and social changes around the globe. In a way, social evolution has defeated socialist revolution. The collapse of socialist systems in these countries and the failure of the new governments to enforce capitalist regulations and values have greatly contributed to a rise in criminal acts. Other attempts to prevent an increase in crime have failed. The most significant factor for this has been the cooperation between criminal groups and the political authorities. In addition, in many cases, the criminals themselves hold positions in the government administration. During the transition period, there have been serious changes in the types of crime and the recognition of the crime and their perpetrators. All this in mind, while transforming from a totalitarian regime to a democratic one, it is imperative to continue to use already established practices during the period before all the requirements of a democratic regime are put into practice to fight against crime and control it. In addition, those who want to abuse the irregularities of the transition period should be recognized and prevented from doing so.