SOSYALİZMDEN KAPİTALİZME GEÇİŞ SÜRECİNDE KRİMİNAL DEĞİŞİM
RUSYA ÖRNEĞİ
REHA YILMAZ *
GİRİŞ
Sosyalizm, kapitalizme tepki olarak ortaya çıkmış ve kendi doğal seleksüyonu içerisinde Komünizme ulaşmakla tamamlanacak bir süreç olarak görülmektedir. Bu husus Marks’çı teorinin temelinde ayrıntılı olarak ele alınmış ve bu geçişin tüm yönleri incelenmiştir.
Marks’çı düşüncede ekonomik ve politik teoriler yanı sıra kriminolojik yönden de bir takım varsayımlar ileri sürülerek suçluluğun, bu geçiş süreciyle birlikte ömrünü tüketerek yok olacağı savunulmuştur. Bu varsayım çeşitli uygulamalarla doğrulanmaya çalışılmış, bu uygulamanın ana merkezi ise Rusya olmuştur.
Ancak bugünkü tabloya bakıldığında, toplumsal evrim, güce dayanan sosyal devrimi yenmiştir. Bunun doğal bir sonucu olarak bu gün sosyalist sistemden hızlı bir şekilde uzaklaşılmaktadır. Bir çok Sovyet bilim adamına göre, bu durum iyice düşünülmemiş uygulamaların, gözönüne alınmamış hataların doğal bir sonucu olarak gerçekleşmiştir. Aynı şekilde benzer renkleri taşıyan bir geçiş süreci Sovyetler Birliğinin merkezini oluşturan Rusya’da yaşanmaktadır.
Bu süreç beklenilmediğinden, dolayısıyla hazırlıksız yakalanıldığından Rusya’da ciddi boyutlara ulaşan suç patlaması yaşanmıştır. Suçların engellenebilmesi için yapılan yapıcı çalışmalara karşın, çeşitli suç odaklarının iktidarın önemli mevkilerinde bulunması ya da iktidarda bulunan bir takım insanlarca desteklenmesi sonucu istenilen sonuca ulaşılamamıştır. Diğer yönden Rusya’yı suçları kayıt altına alma noktasında (suç fiillerin azaltılması ve faiillerin bulunma oranlarına göre) gelişmiş sekizlerde ilk sıralara getirebilmek için, suç oranlarını gösteren belgelerde tahrifat yapıldığı da olasıdır.
Dünya ve büyük bölgesel savaşlardan sonra suç girdabının, insanlık için demokratik, ekonomik, sosyal, ekolojik, ilmî-teknik ve uluslararası gelişim açısından en büyük tehlike olduğu söylenebilir. Geçmiş yüzyılda ütopistlerin kafalarında oluşan ve komünistlerce kavranıp benimsenen, suçun ve ihtilafın olmadığı sınıfsız toplumun kurulması ümitleri, teknolojik, sosyal ve ekonomik gelişmeyle suç oranının azalacağına ilişkin tahminlerin gerçekleşmemesiyle doğru orantılı olarak gerçeklik kazanamamıştır. Aynı şekilde Rusya’da da siyasî ve hukuksal kontrolün artmasına karşın toplumsal ilişkilerin yeterince gelişmemesiyle doğru orantılı olarak, insanlık adına vadedilen asilleşme gerçekleşmemiş, yeni bir insan şekli oluşturulamamıştır. Bunun doğal sonucu olarak da nüfus artışını geride bırakan bir suçluluk dalgası ortaya çıkmıştır. Zira suça iten çıkarcılık, gıpta, iktidar istemi, dargınlık, intikam, cinsel eğilim ve diğer “süflî” motifler değiştirilememiştir. Bunun en önemli sebeplerinden birisi de komünizm felsefesinin temelinde varolan suçluluğun ortadan ancak maddî refah seviyesinin arttırılmasıyla kaldırılabileceği düşüncesinde yatmaktadır. 70 yıl süreçte SSCB’de maddî yönden tatmin edici bir hayat seviyesi yakalanmış olmasına rağmen suçluluk oranında azalma olmadığı gibi dönem ciddi boyutlarda yükseliş kaydetmiştir. Bu konuda ciddi çalışmalar yapılmasına, bir milyondan fazla insanın cezalandırılmasına rağmen tatmin edici bir sonuç elde edilememiştir.
XX.yy sonlarında insanlık suç kapanına düşmüş ve daha önceki ütopyalardan, suçla geleneksel mücadelenin ayrıntılarını yeniden gözden geçirmeden ve belki de kendi hareketsizliğine son vermeden bu kapandan kurtulması imkansız görünmektedir. Rusya için bu hususlar, toplumun piyasa ekonomisine, demokrasiye, özgürlüğe geçtiği son dönemde oldukça aktüel hale gelmiştir. Bütün bunların anlamı; suçluluk, sosyalizmden kapitalizme, otoriter yönetim şeklinden demokrasiye, planlı ekonomiden İ.İ. Karpets’in deyimiyle başlangıçta başıboşluğa mahkum olunan piyasa ekonomisine geçişte şiddetli bir şekilde artmaktadır. Zira, suçluluğun dinamikliğini, SSCB’nin, eski sosyalist Rusya’nın ve diğer sosyalist devletlerin verilerini, Batılı devletlerin ve diğer gelişmiş kapitalist ülkelerinin verileriyle kıyaslanacak olursa bu sonuca itiraz etmek mantıken son derece zordur.
SOSYAL SEÇİM VE KRİMİNOLİJİK SONUÇLAR
Piyasa ya da planlı ekonomi, özgürlük ya da eşitlik, demokrasi ya da totalitarizm, kapitalizm ya da sosyalizm toplumun irâdî seçimine bağlı olan bir husustur. Kapitalizm, piyasa ekonomisi, hak ve özgürlükler ve demokrasi ile toplumsal hayat seviyesinde yüksek başarı elde etmiştir. Sosyalizm ise, planlı ekonomi, fakirlikte de olsa nispî eşitlik, insan davranışları üzerindeki topyekün kontrolle ve cezâî suçlulukla mücadelede başarılı olmuştur.
SSCB’nin yıkılışıyla bugün piyasa ekonomisi alternatifsiz kalmıştır. Ancak Sovyet sonrası dönemde ortaya çıkan devletler için demokrasi olumlu bir çözüm gibi görülmemektedir. Çünkü piyasa ekonomisi sadece özgürlük (ekonomik, siyasî ve şahsî), demokrasi yani fikir çoğulculuğunun hakim olduğu ortamlarda gelişme kaydedebilmektedir. Mesela, demokrasinin oluşumu, kendine has