1990 SONRASI RUSYA’SINDA ETNO-POLİTİK AYRIŞMA SÜRECİ
Bekir Demir*
GİRİŞ
Sovyetler Biriliğinin 1991 yılında dağılmasının ardından tarih sahnesine onbeş yeni devlet çıktı. Bunlardan en büyüğü Sovyetlerin halefi olarak ortaya çıkan Rusya Federasyonuydu. İdeolojik planda komünizmin reddedilmesinin bir yansıması olan bu gelişme siyasal, ekonomik ve sosyal alanda da bir çok değişikliğin meydana geldiği bir geçiş sürecini başlattı. Bu perioda hemen hemen tüm post-sovyet ülkelerinde “perehodniy period” geçiş dönemi adı verildi. Yetmiş yıl boyunca inşa edilen komğnist sistemin hayatın her yanını kuşatan kurum ve anlayışları yıkılıyordu. Ancak nasıl bir şey inşa edilmesi gerektiği konusunda bir belirginlik olmadığı gibi her ülke kendine kendi şartları içersinde bir yol belirlemeye çalışıyordu.
Yeni Rusya Federasyonu da geniş coğrafyası, çok milletli yapısı farklı iklim ve coğrafî özellikler sahip geniş toprağı ile nasıl bir devlet örgütlenmesine sahip olacaktı? Bu gelişmeler ilk zamanlarda Sovyet Cumhuriyetinden parlamenter cumhuriyete, merkezî bürokratik üniter devletten federatif devlete ve totaliter rejimden demokratik bir rejime geçişi ifade etmekteydi. Ancak federasyonun kurulduğu ilk günlerden itibaren demokrasi ile ülke bütünlüğü arasında nasıl bir dengenin kurulması gerektiği bir problem olarak ortaya çıktı. Bağımsızlıklarını kazanarak uluslararası arenada kendilerini gösteren diğer öndört cumhuriyetin yeni statüleri Rusya Federasyonu’na bağlı, Rus olmayan etnik gurupların yaşadığı cumhuriyetlerde, özellikle de onların yöneticilerinde neden biz de bağımsız olmayalım düşüncesini uyarıyordu. Problem sadece diğer etnik gurupların yaşadığı cumhuriyetlerde değildi. Geleneksel olarak Rusların yaşadığı eyaletlerde de yer yer bağımsızlık hareketleri ve yeni federal ilişkilerin nasıl olması gerektiği konusunda farklı talepler ortaya çıkmaya başladı.
Bu çerçevede yeni devlet yapısı konusundaki şu sorular kamuoyunu bir hayli meşgul etmiş ve çok ciddî tartışmalara sebep olmuştur: Birincisi, üniter, federatif veya konfederatif devlet şekillerinden hangisi günümüz Rusyası için daha önceliklidir? İkincisi, eğer federatif model tercih edilecekse, hangi federasyon ve/veya federal ilişki modeli tercih edilmelidir: anlaşmalı model mi, anayasalı model mi, anayasalı-anlaşmalı model mi? Üçüncüsü, federe birimlerin sadece hukukî olarak değil, de facto (siyasî ve ekonomik) olarak da “eşit haklı”lığa ulaşmaları mümkün mü, yoksa “asimetrik” federal yapı kaçınılmaz mıdır? Sonuncusu ise, hem farklı etnik gurupların demokratik istekleri karşılanıp, hem de aynı zamanda devletin bütünlüğüne zarar verilmeden federal ilişkiler nasıl geliştirilebilir?
SSCB’nin dağılmasının ardından Rusya’nın nasıl bir yola girdiği ve hangi kritik aşamalardan geçtiği, Rus federalizminin anlamı ve özellikleri, cumhuriyetlerin federe birimler olarak ortaya çıkış sebep ve şartları ve federal ilişkiler sistemi içerisinde cumhuriyetlerin bugünkü hukukî konumları makalenin konusunu teşkil etmektedir. Merkez ve federe birimler arasındaki ilişkilerde ortaya çıkan bu sorulara objektif cevapların verilebilmesi hukukî, ekonomik ve siyasal faktörlerin de göz önüne alındığı karmaşık araştırmalar gerektirmektedir. Biz bu araştırmamızda tarihî süreci dikkate alarak problemin siyasî ve hukukî yönleri üzerinde durmaya çalışcağız.
I-RUS DEVLET SİSTEMİNİN GEÇİRDİĞİ DEĞİŞİMLER
Bu günkü Rus devlet yapısının daha iyi anlaşılabilmesi için Rus devlet sisteminin tarih içinde geçirdiği değişimlere kısaca bakmakta fayda var. Bilindiği gibi devletin ayrılmaz öğelerinden biri belirli bir toprağa (ülkeye) sahip olmasıdır. Toprağın özellikleri, tabiat şartları, jeopolitik konumu ve büyüklüğü, üzerinde yaşayan halkın yaşam şartlarını, kültürünü, devlet kurma ve geliştirme geleneklerini doğrudan etkilemektedir.
İnsanlık tarihine baktığımızda hiç bir millet aynı toprak üzerinde ezelî olarak yaşayamamıştır. İlk Rus devleti olan “Eski Rus Devleti (Kiev Rusya’sı)” kurulana kadar ve kurulduktan sonra o bölgede değişimli olarak onlarca farklı kabile yaşadı: sırayla İskitler, Hunlar, Avarlar, Hazarlar, Peçenekler, Kıpçaklar ve Kiev Rusyası’nın yıkılma döneminde Tatarlar. Korkunç İvan döneminde kurulan Rus İmparatorluğu, uzun zamandır aynı yerde yaşayan ve Müslümanlaşması da hemen hemen Rusların atalarının Hıristiyanlaşmasıyla aynı zamanlara denk gelen Tatarların egemenlik altına alınması sayesinde ortaya çıkmıştır.
Belirtmek gerekir ki, aynı toprak üzerinde uzun yıllar varlığını devam ettiren bir devletin dahi sınırları değişmez değildir. Sınırlar zaman içerisinde daralma yada genişleme yönünde değişime uğrayabilir. Bu bağlamda bugün de etkilerini hissettiren bir özellik Rusya’nın imparatorluğun yayılma faaliyeti çerçevesinde kurulmuş olmasıdır. Bu nedenle Rusya her zaman için bir imparatorluk, sınırları sürekli hareket halinde olan bir merkez olmuştur oniki asır içerisinde farklı formlarda birçok Rus devletleri kuruldu. (Eski Rus Devleti Drevnerus IX - XII. asır, Moskova Devleti XIV - XVII. asır, Rusya İmparatorluğu XVII - 1917, Rusya Sovyet Devleti 25 Ekim 1917-1990, SSCB 30 Aralık 1922 – Ağustos – Aralık 1991, Rusya Federasyonu 1990 - ?)