29.SAYI ÖZETLERİ (ABSTRACTS OF 29th ISSUE)



Abstract

Lıterature In The Years Of Repressıon And Mıkayıl Müşfik’s 
Poems Between The Lınes

Ali EROL

The period of repression known as the period of “Repressiya” in Azerbaijan and the enforcement of collectivization in that period led to the extermination of cultural identity of Muslim Turkish citizens. The fact that such constraints increased in the 1930s forced literary men such as Ali Bey Hüseyinzade, Ahmed Caferoğlu, Hüseyin Cavid, Yusuf Vezir Çemenzeminli and Mikayıl Müşfik to be much more cautious in their cultural and literary activities.
Quite a number of academicians of modern common Turkish literature agree on the fact that many literary works written during the period of Soviet rule and the authors of such works need to be re-evaluated.
Müşfik is one of those who needs to be appreciated in terms of Turkish culture because he managed to reflect his real ideas and feelings between the lines in a totally politicized period.

Key Words: Mikayıl Müşfik, Modern Azerbaijani poetry,
Modern Azerbaijani literature, Literature in the period of “Repressiya”, Literature and politics



Özet

Baskıcı Dönemde Edebiyat ve Satır Aralarından Mikayıl Müşfik

Azerbaycan'da "Repressiya" yılları olarak bilinen dönemde uygulanan "kollektifleştirme" hareketi, Türk ve Müslüman toplumların kültürel hayatında önemli tahribatlara yol açmıştır. 1930'lu yıllardan itibaren daha da olan baskılar, Ali Bey Hüseyinzade, Ahmed Caferoğlu, Ahmed Ağaoğlu, Hüseyin Câvid, Yusuf Vezir Çemenzeminli ve Mikayıl Müşfik gibi birçok ilim, kültür ve sanat adamının çalışmalarında ihtiyat göstermelerini gerekli kılmıştır.
Günümüz Ortak Türk Edebiyatı sahasında çalışan birçok bilim adamının da ifade ettiği gibi, Sovyet hâkimiyeti yıllarında kaleme alınmış bazı eserlerin ya da şahsiyetlerin, yeni bakış açıları ile yeniden ele alınması gerekmektedir.
Edebiyatın tamamen politize olduğu böyle bir dönemde, gerçek fikir ve duygularını ustalıkla satır aralarına serpiştirmiş olan Mikayıl Müşfik, susturulmaya çalışılan bir kalem olarak Türk Kültür Dünyası adına büyük değer taşımaktadır.

Anahtar Kelimeler: Mikayıl Müşfik, Modern Azerbaycan Şiiri, 
Modern Azerbaycan Edebiyatı, Repressiya Döneminde Edebiyat,
Edebiyat ve İdeoloji.



Abstract

Woman In Turkısh Adages

Hatice Şahin

The old adages are one of the most important components exposing culture and value in a society. Quite a few old adages among Turkish sayings are about women. Considering that the old adages are stand points of society, this article tries to investigate the attitude of Turkish adages and thus the view of Turkish society towards women. It can easily be observed that the importance of women as mother and wife has remained the same in spite of changing values in the society.

Key Words: Adages, maxims. sayings, women, family, society,
values of judgement


Özet

Türk Atasözlerinde Kadın

Atasözleri; bir toplumun kültürünü, değer yargılarını, dünyaya bakış açısını ortaya koyan önemli unsurlardandır. Atasözleri, oluşumu ve genel kabulü uzun zaman gerektiren ve birçok denemeden sonra en azından toplumun büyük bir kesimi tarafından kabul görmeye hak kazanan kültür unsurlarıdır.
Aynı zamanda bir toplumda yaşayan insanlara yol göstermeyi, öğüt vermeyi amaçlayan Türk atasözleri içinde kadınla ilgili olanların sayısı epey fazladır. Bu yazı, atasözleri bir toplumun herhangi bir konuya bakış açısını belirler düşüncesinden hareket ederek, atasözlerinin dolayısıyla Türk toplumunun kadına bakış açısını belirlemeye çalışmaktadır. Türk atasözlerinde değişen değer yargılarına rağmen kadına verilen önemin, özellikle aile kurumu içinde anne ve evli kadın konumunda değişmediği gözlenmektedir.

Anahtar Kelimeler: Atasözü, kadın, aile, toplum, değer yargıları




Abstract

An Ottoman Family Active in Bureaucracy: Salih Effendi of Keçecizades

Atilla BATUR

Ottoman archive documents provide evidence-based information about the biographies of individuals who worked in government offices as well as about people being awarded or punished during their life time. As these types of information can be verified by library records, they can sometimes be novel and different as in the case of the famous Kececizade bureaucrat family presented in this study. This study, which is based on the documents in the Hatt-ı Hümayun Catalogs of the Presidency Ottoman Archive, mainly focuses on the yet uncovered three documents about life and exiles of Keçecizade Salih Efendi. The given information is verified in light of these documents, and novel and different information is also disclosed. This study is in fact the first chapter of a large three chapter manuscript composed of father, son and grandson Keçecizade chapters.
Key Words: Ottoman Archive documents, Turkish Literature, Old Turkish Literature, Keçecizades, Keçecizade Salih Efendi.


Özet

Bir Osmanlı Bürokrat Ailesi: Keçecizadelerden Salih Efendi

Osmanlı arşiv belgeleri tarihte gerek ödül almış veya ceza görmüş, gerekse her ikisini bir arada yaşamış şahsiyetlerin ve devlet kademelerinde görev yapmış kişilerin biyografileri hakkında mevsuk bilgiler vermektedir. Bu bilgiler kütüphane kayıtlarını teyit edebileceği gibi, bazen de bu çalışmada sunulan misal gibi yeni ve farklı olabilmektedir. Söz konusu olan, hayatlarında hem takdir hem de ceza görmüş son devrin meşhur bürokrat ailelerinden biri olan Keçecizadelerdir. Başbakanlık Osmanlı Arşivi Hatt-ı Hümayun kataloglarındaki Keçecizadelerle ilgili belgelerin tamamına dayanan bu çalışmada, Keçecizade Salih Efendi’nin hayatı ve sürgünleriyle ilgili şimdiye kadar gün yüzüne çıkmamış üç belge üzerinde durulmuş, bu belgeler ışığında kaynaklarda verilen bilgiler tashih edilerek yeni ve farklı bilgiler ortaya konmuştur. Bu çalışma aslında baba, oğul ve torun Keçecizadeler olmak üzere üç bölümden oluşacak hacimli bir makalenin birinci bölümüdür.

Anahtar Kelimeler: Osmanlı Arşiv belgeleri, Türk edebiyatı, Eski Türk edebiyatı, Keçecizadeler, Keçecizade Salih Efendi.



Abstract

Unıversıty Students’ Prejudıce About “Other” Identıtıes

Selçuk UYGUN

In this study, University students’ prejudice about “other” identities is investigated. Investigation data consists of student ideas that are obtained by the questionnaire technique. The investigation is limited to Canakkale Onsekiz Mart University. 282 students from different departments of the university were chosen. Ideas and prejudices held by students who will hold important posts in the future are important as these ideas about identities are a frequent topic of discussion in Turkey. The youth’s ideas about “Alevî (Partisan of the caliph Ali)”, “Kurd”, “Laz”, “Gypsy” and “Turk” identities, gives information about the reasons behind various social problems.

Key Words: University, Youth, Cultural Identity, Other, 
Prejudice, Stereotype.


Özet
Üniversiteli Gençlerin “Öteki” Kimliklere İlişkin Önyargıları

Bu araştırmada, üniversiteli gençlerin “öteki” kimlikler hakkındaki önyargıları incelenmiştir. Araştırmanın verileri, anket yöntemi ile toplanan öğrenci görüşleridir. Araştırma, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ile sınırlıdır. Üniversitenin farklı birimlerinde okuyan 282 öğrenci örneklem olarak seçilmiştir. Öğrencilerin anket sorularına vermiş oldukları cevaplar, analiz edilerek yorumlanmıştır. Veriler frekans ve yüzdelerle ifade edilmiştir. Yakın gelecekte önemli görevler üstlenecek üniversiteli gençlerin Türkiye’de sıklıkla konuşulan kimlikler hakkındaki düşünceleri önemlidir. Gençlerin Alevî, Kürt, Laz, Çingene ve Türk kimlikleri hakkındaki görüşleri, toplumsal sorunların temelinde yatan nedenler hakkında bilgi vermektedir.

Anahtar Kelimeler: Üniversite, Gençlik, Kimlik, Kültür, Öteki, 
Önyargı, Stereotip



Abstract

Representations of the Turkic Peoples in Shahnameh and the Greco-Roman Sources

Şener AKTÜRK

The author examines the representations of pre-Islamic Turkic peoples in Iranian and Greco-Roman sources. The way in which Turks were dealt with in the Shahnameh, the national legend of Iran, is examined in detail. In the Shahnameh Turkic and Iranian peoples are perceived to be part of the same civilization, and even though Ferdowsi’s description is an Iran-centric one, he nonetheless describes Turks and Iranians as part of the same family, and depicts their struggle as a “rivalry of brothers”, both literally and metaphorically. By emphasizing that Turkic and Iranian people in pre-Islamic Central Asia lived in a framework of political economic interdependence, the author notes that their depiction as part of the same civilization in Shahnameh may be due to such interdependence. In offering a national genealogy, Ferdowsi’s Shahnameh is presented as being similar to the Bible and the Iliad. In the second half of the article, representations of Turkic people in Greco-Roman sources are examined. Examined are the descriptions of Scythians by Heredotus, and the descriptions of the Huns in different periods by Marcellinus, Claudian, and Priscus. In glaring contrast to Shahnameh, the Greco-Roman authors examined here depict Scythians and the Huns as the antithesis of civilization, half-human, half-animal, barbarians par excellence. The author claims that understanding the negative Turkish images prevalent in some parts of the world as only resulting from Islam would be wrong, and that research focused on the positive and negative representations of pre-Islamic Turkic peoples in the civilizations that they confronted (Chinese, Iranian, Indian, Roman, Byzantine, Arab) may be more fruitful.

Key Words: Shahnameh, Ferdowsi, Iran, Turan, Huns, Scyhtians,
Herodotus, Marcellinus, Claudian, Priscus, 
Pre-Islamic Central Asian Culture and Civilization.

Özet

Şehname'de ve Yunan-Roma Kaynaklarında Türk Topluluklarının Temsili

Yazar bu makalede İslamiyet öncesi Türklerin eski İran ve eski Yunan-Roma kaynaklarındaki tasvirlerini inceliyor. Özellikle, İslamiyet öncesi Türklerin İran’ın ulusal destanı Şehname’de nasıl ele alındığı detaylı bir şekilde anlatılıyor. Yazar, Şehname’de Türk ve İran halklarının aynı medeniyet ve dünya görüşü içinde telakki edildiğini, doğası gereği İran-merkezli bir tasvir ediyor olsa bile Şehname yazarı Firdevsi’nin Türkleri İranlılarla aynı aile içinde betimleyerek, İran-Turan mücadelesini de ‘kardeşlerin rekabeti’ olarak tasvir ettiğini belirtiyor. İslamiyet öncesi Orta Asya’da Türk ve İran kavimlerinin iç içe, bir siyasal ekonomik karşılıklı bağımlılık dahilinde yaşadıklarına vurgu yapılarak, Şehname’de Türk ve İran halklarının aynı medeniyetin birer parçası olarak tasvir edilmelerinin bu durumdan kaynaklanmış olabileceği belirtiliyor. Şehname’nin, ulusal bir şecere (genealogy) ortaya koyması açısından İncil ve İlyada gibi eserlerle benzerlik arzettiği vurgulanıyor. Makalenin ikinci yarısında, yine İslamiyet öncesi Türklerin bu defa Yunan-Roma kaynaklarındaki tasvirleri inceleniyor. Herodot’un İskitler, Marcellinus, Claudian, ve Priscus’un da değişik dönemlerde Hunlar hakkında yazdıkları tasvirler inceleniyor. Şehname’nin tam aksine, incelemeye konu olan Yunan-Latin yazarlarında İskitler ve Hunlar tam anlamıyla medeniyetin zıddı, yarı-insan, yarı-hayvan, barbarlar olarak tanımlanıyorlar. Yazar, bazı medeniyetlerde hakim olan olumsuz Türk imgelerinin yalnızca İslamiyetten kaynaklanıyor olarak görülmesinin yanlış olacağını, İslamiyet öncesi Türklerin karşılaştıkları medeniyetlerden (sırasıyla Çin, İran, Hint, Roma, Bizans, Arap) başlayarak olumlu ve olumsuz Türk betimlemelerinin yabancı kaynaklardaki kökeni ve evrimine yoğunlaşan araştırmaların daha verimli sonuçlar verebileceğini iddia ediyor.

Anahtar Kelimeler: Şehname, Firdevsi, İran, Turan, Hunlar, 
İskitler, Herodotus, Marcellinus, Claudian, Priscus,
İslam-öncesi Orta Asya kültür ve medeniyeti.




Abstract

Peasant Movements İn Upper Mesopotamia During The Abbasid Period

Mustafa DEMİRCİ

In the middle ages, peasant-state relations were a sensitive issue since peasantry and peasants were the backbone of production and fiscal policy. During the formation years of the Abbasids in el-Cezire (The upper Mesopotamia) official injustices stemming from land and tax reform increased the tax burden on the peasantry. In addition, the collection of taxes in cash forced peasants to sell their ware at a cheap price to bankers leading them to financial crisis and heavy debts. This situation left the peasants to the mercy of bankers and as time passed by they lost their lands to their creditors. The problem caused by this fiscal policy led the peasants either to leave their lands or succumb to their eventual enslavement. In order to prevent its tax sources from drying up the state took harsh measures to force the peasants to return to their land: All peasants were registered and strict controls were imposed on them. As a result, the economy in the region slipped into stagnation. At the end, the Caliph sent his inspector and punished those responsible and issued a general amnesty concerning the unpaid taxes.

Key Words: Abbasids, Cezire(Haut Mzopotopya), Peasant,
Taxation and land reformation, Rural Society







Özet

Abbasiler Devrinde Yukarı Mezopotamya'da (Cezîre) Köylü Hareketleri
Ortaçağ toplumlarında üretim ve maliyenin temeli köylü üretimine dayandığından köylü-devlet ilişkileri çok hassastır. Abbasilerin kuruluş yıllarında, el-Cezire(Yukarı Mezepotamya) bölgesinde gerçekleştirilen vergi ve toprak reformu esnasında yapılan usulsüzlükler, köylülerin vergi yükünü artırmış; ayrıca vergilerin nakit olarak toplanmaya başlaması da köylüleri nakit temini için ürünlerini ucuz fiyata bankerlere satmalarına ve borçlanmalarına sürüklemişti. Bu da zamanla köylülerin vergi yüzünden borçlanmalarına ve topraklarını alacaklılara kaptırmalarına yol açmıştır. Mali sistemden kaynaklanan bu sorunlar sonunda köylülerin topraklarını terk ederek başka yerlere kaçmalarına ya da köleleşmelerine sebep olmuştu. Devlet vergi kaynaklarının kurumasını önlemek için kaçan köylüleri topraklarına geri getirmek için bir dizi sert tedbir almıştı: bunun için bütün köylüler damgalandı, her yerde sıkı bir takip başlatıldı. Tabi bu arada bölge ekonomisi durma noktasına geldi. Sonunda Abbasi halifesinin gönderdiği müfettişler suçluları cezalandırdılar ve vergi affı çıkardılar.

Anahtar Kelimeler: Abbasiler, Cezire(Yukarı Mezopotamya), Köylüler,
Vergi ve Toprak reformu, Taşra Toplumu.



Abstract

Sustainable Tourism Development and Strategic Total Quality Management

İsmet KAYA

The crucial role of the tourism sector in the Turkish economy and the rapid changes within the last twenty five years that had negative impacts on the resources utilized by tourism initiated the controversy over the sustainable and balanced development in that sector. With the adoption of customer-focused total quality management by various tourism companies, new instruments to provide sustainable development in that sector have emerged. However, it would be beneficial to reassess total quality management in such a way that it would include the whole sector, instead of considering it only at the level of companies.
Key Words: Mediterranean Countries, Sustainable Tourism, Total Quality Management, Life Cycle, Tourism Product.


Özet

Sürdürülebilir Turizm Kalkınması ve Stratejik Toplam Kalite Yönetimi

Turizm sektörünün Türk ekonomisi içinde önemli bir yere sahip olması ve bu sektörde son yirmi beş yıldır yaşanan hızlı gelişmelerin turizmin yararlandığı kaynaklar üzerindeki olumsuz etkileri sektördeki gelişmelerin dengeli ve sürdürülebilir olması yönünde tartışmalar başlatmıştır. Diğer yandan, müşteri odaklı toplam kalite yönetiminin turizm sektörü içinde de çeşitli işletmelerce benimsenmeye başlanmasıyla beraber turizmin sürdürülebilir bir şekilde geliştirilmesi için yeni enstrümanlar ortaya çıkmıştır. Ancak toplam kalite yönetimini sadece işletme bazında almak yerine, turizm sektörünün bütününü kapsayacak şekilde yeniden değerlendirmek sektöre farklı ve faydalı bir bakış açısı getirecektir.
Anahtar Kelimeler: Akdeniz Ülkeleri, Sürdürülebilir Turizm, Toplam Kalite Yönetimi, Yaşam Döngüsü, Turizm Ürünü.




Abstract

A Witch Hunt In The Ottoman Period
And The Witch Concept In The Turkish Novel
Şahmurat ARIK

The witch concept, not as common as it was in western nations, had occupied the minds and dreams of people in Ottoman society and affected the writers, who lived in the same society and had an important role in shaping the Turkish novel. The witch concept, the effects of which can be seen in Ahmet Midhat Efendi’s novel Hüseyin Fellâh was used superficially in the works of Ahmet Midhat and Namık Kemal. However, it was dealt with in detail in the novels of writers such as Hüseyin Cahit, Emine Seniye, Fazlı Necip and Vassaf Kadri who were born and grew up in the Balkans or at least spent some of their life in Roumelia. The famous Ottoman sheikhulislams like Hoca Saadettin Efendi and Ebusuûd Efendi issued religious decrees about the witch issue, which shows the importance of the belief in witches at that time. Witches and vampires in the novels studied were described as creatures which don’t let other people live; eat or drink whatever they find and have a terrifying look. In addition, these creatures were sometimes identified with pale faced, old and ugly people and they were sometimes personified with people having long hair and long nails. Sometimes “malevolent” and “merciless” people were identified with witches. Within this framework, the witch concept which has affected Turkish people since ancient times took its place in the Turkish novel and had an important role shaping it.

Key Words: Witch, Vampire, Balkans, Novel, Ottoman Empire


Özet

Osmanlı Döneminde Bir Cadı Avı ve Türk Romanında Cadı Kavramı

Osmanlı toplumunda Batılı milletler kadar olmasa bile zihin ve hayalleri meşgul eden cadı kavramı, halkla aynı sosyal hayatı paylaşan yazarlara da tesir etmiş ve Türk romanın şekillenmesinde rol oynamıştır. Ahmet Midhat Efendi’nin Hüseyin Fellâh adlı romanında ilk izlerine rastladığımız cadı kavramı; Ahmet Midhat ve Namık Kemal’in eserlerinde yüzeysel şekilde ele alınırken, Balkanlarda doğup büyüyen veyahut da ömrünün en azından bir kısmını Rumeli topraklarında geçiren Hüseyin Cahit, Emine Seniye, Fazlı Necip ve Vassaf Kadri gibi yazarların romanlarında daha ayrıntılı işlenmiştir. Günümüzde pek de ciddiye alınmayan cadı mevzuunda Hoca Saadettin Efendi ve Ebusuûd Efendi gibi meşhur Osmanlı şeyhülislamlarının fetvasının bulunması bahsin ehemmiyetine işaret etmektedir. Ele aldığımız romanlarda cadı ve vampirler; başkalarına hayat hakkı vermeyen; önüne ne gelirse yiyip içen ve korkunç bakışlara sahip olan yaratıklar olarak ifade edilmiştir. Buna ilâve olarak söz konusu mahlûklar; bazen soluk benizli, ihtiyar ve çirkin kişilerle müşahhas hâle getirilmeye çalışılmış; bazen de uzun saç ve tırnaklı insanlarla canlandırılmak istenmiştir. Zaman zaman “kötü niyetli” ve “merhametsiz” şahıslar da cadılarla aynîleştirilirken, cadıların boğup öldürücü yönleri de dikkate sunulmuştur. Bu çerçevede, çok eski devirlerden beri Türk insanı üzerinde tesirler uyandıran cadı kavramı, Türk romanında da yerini almış ve bu nev’in şekillenmesinde rol oynamıştır.

Anahtar Kelimeler: Cadı, Vampir, Balkanlar, Roman, 
Osmanlı İmparatorluğu



Abstract

Family In Goynuk In The Light Of Ottoman ‘Tereke’ Archives

Zeynel ÖZLÜ

Families are generally made up of four to eight persons in Göynük. The estates show that men and women have a low amount of books and a minimal habit of reading. This paper wants to examine the family structure and general social life in the town of Göynük of the Bolu Province. The documents taken as the main historical reference are all collected from the relevant Ottoman Tereke (inheritance) archives.

Key Words: Bolu, Göynük, family, estate, dwelling houses, books.


Özet

Terekeler Işığında Göynük’ te Aile

Göynük’ te bir aile ortalama 4,8 kişiden oluşmaktadır. Terekelerde kadın ve erkeklerin çok az kitaba sahip olduklarının tespiti Göynük’te çok az okuma alışkanlığının olduğunu göstermektedir.

Anahtar Kelimeler: Bolu, Göynük, aile, tereke, konut, kitap



Abstract

Mahalle Avarız Foundations in Ottoman Society: 
The Case of Bursa (1749-1784)

Cafer ÇİFTÇİ

This study prepared from the results of examinations from accounts books of foundations included in law registers of Bursa, offers some information about the origin, goals, mechanism and capitals of avarız foundations. In earlier times their capitals were real estate and money. These foundations were established to be able to pay avarız (extraordinary) taxes appeared randomly, by residents of the quarter. In the course of time the weighty incomes of these foundations were allotted to different outlays of public works of the quarter. The avarız foundations were social institutions originated by the community providing a base of solidarity in Ottoman Society.

Key Words: Bursa, Ottoman, mahalle (quarter), avarız tax, waqf.



Özet

Osmanlı’da Mahalle Avârız Vakıfları: Bursa Örneği (1749-1784)

Bursa kadı sicilleri içerisinde kayıtlı bulunan vakıf muhasebe kayıtlarının incelenmesi sonucunda hazırlanan bu çalışma; avârız vakıflarının ortaya çıkışı, amaçları, işleyişi ve sermâyeleri ile ilgili bilgiler sunmaktadır. Oluşturuldukları ilk dönemlerde sermâyeleri gayri menkul veya para olarak tahsis edilen avârız vakıfları, gelişigüzel istenen avârız vergilerini ödemekte güçlük çekmemek amacıyla, mahalle halkı tarafından kurulmuşlardır. Daha sonraki dönemlerde ise bu vakıflar, gelirlerinin önemli bir kısmını mahallenin kamusal işleri için gerekli farklı harcamalara aktarmaya başlamışlardır. Avârız vakıfları; Osmanlı toplumunda dayanışma anlayışına bağlı olarak, halkın kendi girişimleri ile ortaya çıkardıkları sosyal kurumlardır.

Anahtar Kelimeler: Bursa, Osmanlı, mahalle, avarız vergisi, vakıf.


Abstract

The Effects Of Popular Literature Types On The Novels Of 
Berdinazar Hudaynazarov

Ramazan ÇAKIR

Poets and novelists assume a great responsibility from the transition to popular literature by the young generation. By using various types of popular literature and popular language in their poems and novels not only do they enhance them but also they easily explain their themes. One of these poets and novelists is Berdinazar Hudaynazarov. We attempt to analyze the novels of Berdinazar Hudaynazarov from the angle of popular literature types. Being the representative of classical novels and pioneer of Turkmen novels, he is one of the Turkmen novelists who use popular literature types in his novels. We analyzed “Insafin Ezasi,” “Akar Suyun Türküsü,” “Kumlular” from the angles of popular literature. The novelist was greatly affected by popular literature and it is reflected in his novels.

Key Word: Halk edebiyatı, Roman, Atasözü, Berdinazar Hudaynazarov, Alkış


Özet

Berdinazar Hüdaynazarov’un Romanlarında Halk Edebiyatı Unsurları

Halk edebiyatı Türkmence tabirle ‘Halk Dörediciliği’ hakkında Gurbandurdu Geldiyev eserinde şu ifadelere yer verir. “Halk edebiyatı eserleri topluma ait olmasına rağmen, onların her birisinin meydana gelişi belli bir şahısla ilişkilidir. Aslında “döredicilik” düşüncesi tekliğin (bireysellik), bir şahsın ilhamından, fikir yürütmesinden, hazırcevaplılığından kaynaklanmaktadır.”
Halk edebiyatının genç nesle aktarılması aşamasında ise yazar ve şairler devreye girer. Eserlerinde halk edebiyatı unsurlarını ve halk dilini kullanmaları, eserlerini zenginleştirmekle kalmaz, halka mesajlarını daha rahat ulaştırma imkanı verir. Türkiye dışında geniş bir coğrafyada isim yapmış olan Berdinazar Hudaynazarov’un eserleri Kazak, Özbek, Arap, Polonya, Rus, Ukrayna, Litvanya dillerine çevrilmiştir. Türkçe’ye aktarılan ilk romanı “Kumlular” 2002 yılında yayınlanmıştır.
Geleneksel romanın temsilcisi ve modern roman akımının da kurucularından olan Türkmen yazarı ve şairi Berdinazar Hudaynazarov, Türkmen yazarları arasında eserlerinde en çok halk edebiyatı unsurlarını işleyen yazarlardan biri olma özelliğine sahiptir. Romanın halka ulaşmada iyi bir vasıta olduğunu Şerif Aktaş, Edebiyatta Üslup ve Problemleri eserinde şöyle vurgular: “Roman, romancının, çeşitli konulardaki görüş ve düşüncelerinin topluma ulaştırılmasında bir vasıta rolü oynar. Romancı bu görevini, deyim yerindeyse, bir sanatçıdan çok, bir öğretmen gibi yerine getirir.” Böylece yazar halka daha da yaklaşır ve onlardan biri olma özelliğini kazanır ve dolayısıyla da içinde bulunduğu toplumun sorunlarını daha iyi yansıtır.
Makalede; İnsafın Ezası, Akar Suyun Türküsü ve Kumlular romanında geçen halk edebiyatı unsurlarını ortaya koymaya çalıştım. Sadece Kumlular romanında 53 atasözü, 41 alkış, 4 efsane, 2 ağıt, 1 menkıbe, 3 kargış, 3 halk oyunu, 1 tekerleme ve 1 masal örneğinin bulunması, yazarın halk edebiyatından derin bir şekilde etkilendiğinin ve bir kültür taşıyıcısı olarak yeni nesle aktardığının bir göstergesidir.

Anahtar Kelimeler: Halk edebiyatı, Roman, Atasözü, Berdinazar Hudaynazarov, Alkış


Abstract

Some Reflections On Armenians in Bursa And Armenian
Incidents in Orhangazi (1914–1922)

Saime YÜCEER


Muslim and non-muslim populations of the Ottoman Empire had always been a strong model for living together in serenity, peace and harmony as citizens of the state. But with the decline of the empire, the situation changed. The imperialist forces manipulated minorities for dividing the Ottoman Empire. One such ethnical group used for these plans were the Armenians, who obtained important benefits from the 1856 Reform Firman. The Armenian problem, which had developed as a result of long time ongoing policies, finally in 1878 moved to the international arena. During the final quarter of the 19th Century, the Armenian incidents began to erupt and continuously increased. The Armenians, who once were known as the most devoted, loyal elements of the empire, had become a part of the imperialistic strategy and also became enemies to their own state. This situation led to the formation of the “others” perception between Turks and Armenians, and it deepened continuously. Sequences of events started to be seen in Bursa and especially in the Orhangazi County of Bursa and some surrounding villages. Armenians in Bursa had started to be organized during the 1890’s, and were actively involved in movements against the state, becoming increasingly dangerous during the First World War. This was the determining factor of the migration decision of regarding Armenians in Bursa. Armenians who returned to Bursa after the War continued having close contact with the Greek armies and took part in militant activities against Turks during the Greek occupation. Most of the Armenian population, who acted as a member of the occupying forces in the land they lived, left the area with the Greek armies when Turks won the War of Independence.

Key Words: Bursa, Orhangazi, Turks, Armenians, Greek Occupation.


Özet

Bursa Ermenileri Üzerine Bazı Saptamalar
ve Orhangazi’de Ermeni Olayları (1914-1922)

Osmanlı İmparatorluğunun, sağladığı huzur ve barış ortamında, devletin tebaası olan Müslim ve gayrimüslim unsurlar, bir arada yaşamanın en güzel örneklerini vermişti. Ancak devletin çöküş sürecine girişiyle birlikte durum değişti. Emperyalist güçler, Osmanlı İmparatorluğunu parçalama politikalarına azınlık grupları da dahil ettiler. Bu yolda kullanılan etnik gruplardan birisi de, 1856 Islahat Fermanı'nın sağladığı ortamda önemli kazanımlar elde eden Ermeniler oldu.
Uzun süredir uygulanan politikalar sonucunda hazır hale getirilen Ermeni sorunu, 1878’de uluslar arası alana taşındı. 19. yüzyılın son çeyreğinde de Ermeni olayları ortaya çıkmaya başladı ve artarak devam etti. Bu süreçle birlikte barış ve huzur ortamı son buldu. Yüzyıllar boyunca, imparatorluğun en sadık unsuru olarak anılan Ermeniler, emperyalist stratejinin parçası haline geldiler ve vatandaşı oldukları devletlerine karşı düşmanlık beslemeye başladılar. Bu durum, Türklerle Ermeniler arasında “öteki” duygusunun oluşmasına ve giderek derinleşmesine yol açtı.
Yukarıdaki sürece paralel olarak, Ermenilerin yaşadığı çoğu bölgede olduğu gibi Bursa’da da, özellikle de Bursa’nın Orhangazi ilçesi ve köylerinde olaylar çıkmaya başladı. 20. yüzyılın başlarında Bursa ve ilçelerinin toplam nüfusu 357.265 idi. Bu nüfusun 259.741’i Türk, 58.332’si Rum, 32.940’ı Ermenilerden oluşuyordu. Ermeni nüfusunun 21.546’sı ise Orhangazi ve köylerinde yerleşmiş durumdaydı. Bu nüfus yoğunluğu nedeniyle Bursa’da gerçekleşen Ermeni olayları Orhangazi’de ve yakın çevrelerde yoğunlaştı.
Bursa Ermenilerinin, 1890’lı yıllardan itibaren örgütlenmeye başlaması ve devlet aleyhine hareketler içinde yer alması, Birinci Dünya Savaşı yıllarında daha da tehlikeli bir hal aldı. Bu durum Bursa Ermenilerinin göç ettirilmesinde belirleyici oldu. Savaş sonunda geri dönen Ermeniler, özellikle işgal sürecinde Yunan kuvvetleriyle yakın ilişki içine girerek bölgede Türklere yönelik her kötü hareketin içinde yer aldılar. Kendi yaşadıkları topraklarda işgalci güç gibi davranan Ermenilerin büyük kısmı, Kurtuluş Savaşını Türklerin kazanması sonunda, Yunan kuvvetleriyle birlikte bölgeyi terk ettiler.

Anahtar Kelimeler: Bursa, Orhangazi, Türk, Ermeni, Yunan İşgali.







"Makalelerin tamamını +90 212 230 52 15 yada info@academical.org
adresinden temin edebilirsiniz."

 

Ana Sayfa || Yeni Sayı || Arşiv || İletişim || Yayın İlkeleri || Abone || Linkler || Siteye Kayıt || Önerileriniz || Sıkça Sorulan Sorular? ||  Site Haritası || E-posta || Akademik Araştırmalar Merkezi || English