23.SAYI ÖZETLERİ (ABSTRACTS OF 23rd ISSUE)
AB İle Entegrasyon Sürecinin Türkiye’de Siyasal Sistem Üzerindeki Etkileri
Bir Varoluş Alanı Olarak Avrasya: Klasik Avrasyacılıkta Rus Kimliği Ve Jeopolitik Düşüncesi
Merkezi Ve Doğu Avrupa Ülkeleri İçin Genişlemeden Kaynaklanan Problemler
Ekoloji ve Kalkınma: Avrupa Birliği Sürecinde Türkiye
Geçmişle Hâl Arasında ‘Son Avrasyacı’: Lev Nikolayeviç Gumilev (1912–1992)
Hegel’de ve Avrasyacı Düşüncede Devlet, Din-Devlet İlişkisi ve Özgürlük
Modernite-Türkiye-AB: Kopenhag Kriyerleri Üzerinden Bir Bağ Kurma Denemesi
Neo-Avrasyaci Perspektiften, Sicak Denizlere Açilan Kapi, İran
Orta Asya Ülkeleri Siyasal Kültür ve Dış Politikasında Avrasyacılık
Rus Düşüncesinde Ortodoksluk: Avrasyacılık Düşüncesinin Ortodoksluk Yorumu
Tarihsel Gelişim İçerisinde Avrasyacı Hareket ve Öğreti Klasik ve Yeni Avrasyacılık
Ülkücü Hareket ve Avrasyacılık
Yeni Komşuluk Politikası’nın Avrupa Birliği (AB)-Rusya
İlişkilerine Etkisi
AB İle Entegrasyon Sürecinin Türkiye’de
Siyasal Sistem Üzerindeki Etkileri
Çiğdem NAS
Avrupa entegrasyon süreci, katılan ülkeler üzerinde çok çeşitli etkiler yapmaktadır. Bu süreç içinde yer alan ülkeler, yalnız Üye Devletler değil, AB ile üye adaylığı, ortaklık, serbest ticaret gibi farklı derecelerde ilişki içinde bulunan devletlerdir. Bu çok katmanlı ve kapsamlı entegrasyon süreci, ilgili literatürde ‘Avrupalılaşma’ olarak geçen bir teorik yaklaşım çerçevesinde açıklanmaya çalışılmaktadır. AB üyeliği ya da üye adaylığı yasal çerçeveyi, politika süreçlerini, aktörlerin beklentilerini, rolleri ve birbirleri ile olan ilişkilerini etkilerek siyasi sistemleri dönüştürmektedir. 1999 yılında AB üyeliğine aday bir ülke olduğu resmen açıklanan Türkiye de özellikle iki taraf arasında gümrük birliğinin tesis edildiği 1996 yılından bu yana ‘Avrupalılaşma’ etkisini yakınen hissetmektedir. Üyeliğin gerektirdiği ‘Kopenhag kriterleri’ni yerine getirme zorunluluğu ve Topluluk müktesebatına uyum gereği Türkiye’nin hızlı ve kapsamlı bir reform sürecine girmesi sonucunu doğurmuştur. Bu süreç içinde yapılan idari ve yasal reformlar Türkiye’de siyasal sistemin de dönüşümüne neden olmaktadır.
Anahtar Kelimeler: AB-Türkiye ilişkileri, entegrasyon hareketleri, Avrupalılaşma, Türk siyasal sistemi, Kopenhag kriterleri, demokratikleşme
The Effects Of Eu Integratıon On The Polıtıcal System In Turkey
The process of European integration exerts multi-faceted influences on the concerned countries. Several European countries take part in this process either as members of the EU, candidates for EU membership or in the framework of a more limited relationship such as association. The integration process started off a mechanism called ‘Europeanization’ that has recently attracted much scholarly debate in the field of European studies. Through its effects on the legal framework, policy processes, the relationship between and status of the actors involved, as well as values, norms and perceptions, the EU alters the political systems of the countries that are members of the EU or are undergoing a process of association/accession. Turkey, a candidate for EU membership since 1999 began to feel such effects even before candidacy, especially in the period preceding the customs union. The reform process including constitutional and legal amendments to Turkish law with the aim of meeting the Copenhagen criteria and aligning with the acquis communautaire provided the necessary conditions for the transformation of the political system in Turkey.
Key Words: EU-Turkey relations, integration movements, Europeanization, Turkish political system, Copenhagen criteria, democratization
Avrupa ve Avrupalılık ![]()
Nedret Kuran BURÇOĞLU
Yunan ve Hıristiyan kültüründe Avrupa Söylencesi’ni ele alarak başlayan metinde Avrupa Düşüncesi’nin ortaya çıkışı, geçirdiği evrim ve taşıdığı çoğul anlam, içinde barındırdığı çeşitli değerler ve bunlara zaman içersinde eklenen yenileri ile birlikte özetlenmektedir. Metinde ayrıca, tarih içersinde ve günümüzde bir üst kimlik olarak Avrupalılık ve ötekileri üzerinde durulmakta ve bu kimliklerin evrim sürecinde gelinen aşama, Avrupa Birliği bağlamında ele alınarak iki farklı ‘algılayan özne’ olan Avrupalılar ve Türkler tarafından değerlendirilmektedir. Bu değerlendirme ise kısmen birbiriyle örtüşen iki farklı bakış açısını ortaya koymaktadır.
Anahtar Kavramlar: Avrupalılık, Avrupa Söylenceleri, Avrupa Kimliği,
Avrupa Birliği, Avrupa Fikri.
Europe and Europeanness
Starting with the Hellenic and Christian myths of Europe, this paper investigates the emergence and the development of the Idea of Europe with its multiple meanings and various values that have been assigned to it during its history. Europeanness as an upper-identity and its others, in history and today, within the scope of the European Union, are also analyzed in the text from two different receiving subjects, that is the Europeans and the Turks, which reflects partially overlapping but two different points of view.
Key Words: Europeanness, Myths of Europe, European Identity, European Union, The Idea of Europe.
Bir Varoluş Alanı Olarak Avrasya: Klasik Avrasyacılıkta Rus Kimliği Ve Jeopolitik Düşüncesi
![]()
Muhammed AĞCAN
İnsanın ben bilinci ve mekan algılaması arasında varoluşşal ve güvenlik/refah bakımından bulunan karşılıklı ilişki, ulusal/milli ve kültürel kimlik ile coğrafya tasavvuru arasında da görülebilmektedir. Ulus ve kültür düzlemindeki kimlik ve coğrafya eksenindeki bu kesişmeden ise jeopolitik düşünce/vizyon ortaya çıkmaktadır. Klasik Avrasyacılık, Rus entelektüel geleneği içinde Rus kimliği ile coğrafya algısının birleşiminin bir ürünü olan Rus jeopolitik düşüncesinin somutlaştığı bir harekettir. Bu entelektüel ve siyasi hareket, Rus kimliğinin varlık alanı olarak tanımladığı Avrasya’yı, hem kendine özgü tarihi ve kültürel bir gerçeklik olarak hem de coğrafi-doğal organik bir bütünlük olarak görmektedirler. Avrasyacılar, Avrasya’nın tarihi-kültürel varlığı ile coğrafi organik bütünlüğüne dayanan özgün bir Avrasya jeopolitiği geliştirmişlerdir.
Anahtar Kelimler: Mekân, Coğrafya, Klasik Avrasyacılık, Avrasya, Rus Kimliği, Jeopolitik Düşünce
Eurasıa As A Space Of Exıstence: Russıan Identıty And Geopolıtıcal Thought In Classıcal Eurasıanısm
Mutual interaction betweeen the humanbeing’s self-conciousness and perception of space applies to the relation between national and cultural identity and the conception of geography. Geo-political thought/vision stems from this intersection of the axis of identity and geography. Classical Eurasianism is a political movement whithin which geo-political thought is embodied as a consequence of Russian identity and perception of geography in the Russian intellectual tradition. This intellectual and political movement, defining Eurasia as a space of existence of the Russian identity, regards Eurasia both as a unique historical and cultural reality and geographical-natural organic unity. Eurasianists developed a geo-politics peculiar to Eurasia which is based on the historical-cultural and geographical-organic unity of Eurasia.
Key Words: Space, Geography, Classıcal Eurasıanism, Eurasıa, Russıan Identıty, Geo-Polıtıcal Thought
Merkezi Ve Doğu Avrupa Ülkeleri İçin Genişlemeden Kaynaklanan Problemler
![]()
Ebru Oğurlu
1 Mayıs 2004 tarihinde 10 yeni üyenin kabulüyle yaşanan beşinci genişleme dalgası Avrupa Birliği (AB) için önemli bir dönüm noktasını oluşturmaktadır. Bu çerçevede, Merkezi ve Doğu Avrupa Ülkelerine (MDAÜ) karşı kendi politikasını yeniden düzenleme fırsatını bulan AB, İkinci Dünya Savaşı’ndan itibaren kıtada yaşanan bölünmeyi de sona erdirmiş ve daha bütüncül ve istikrarlı bir Avrupa için gerekli temel adımlardan birisini atmıştır. Genişleme, Birlik üyesi ülkeler için olduğu kadar, yeni kabul edilen üye ülkeler için de önemli bir politika değişikliğidir. Soğuk Savaş döneminin sonuna kadar Batı Avrupa ülkeleriyle herhangi bir temasta bulunamayan bölge ülkeleri genişleme sonrası artık AB’nin bir parçası haline gelmiştir. Ancak MDAÜ için tarihi bir fırsat sayılan bu genişleme hem AB’nin eski üyeleri, hem de yeni kabul edilen üye ülkeler için çok önemli avantajlar getirmekle birlikte, bazı sorunlara ve risklere de yol açmaktadır. Her iki taraf da sorunsuz işleyen bir Birlik için kendi iç düzenlemelerini eksiksiz olarak yerine getirmek zorundadır. Bu çerçevede, yazmış olduğum makale AB’nin son genişleme dalgasının arkasındaki temel nedenlerden sonra, esas olarak yakın vadede AB içinde ve özellikle MDAÜ’nde gözlenebilecek sorunları incelemektedir. Makalede açıklanan problemlerin çözülmesinden sonra, genişlemiş bir AB hem uluslararası sistem içindeki rolünü ve önemini artıracak, hem de değişikliklerin bir arada bulunabileceği çokkültürlü bir yapı olarak örnek bir model teşkil edecektir.
Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Merkezi ve Doğu Avrupa Ülkeleri, Genişleme, Entegrasyon, Soğuk Savaş, İkinci Dünya savaşı
Challenges Of Enlargement For The Central And East European Countries
The last enlargement process of the European Union (EU) which was completed on May 1, 2004 has been the biggest and the most ambitious project of the EU in its history. The decision to accept the Central and East European Countries (CEECs) to the EU as new members was a very important step to shape the future political and economic restructuring in the whole Europe; to make it as a whole, unified and free continent and to extend to other Europeans the zones of peace, stability and prosperity which West Europeans have been enjoying for more than a generation. Enlargement has been an important policy change also for the CEECs, as well as for the EU itself. These countries in East Europe, which did not have any opportunity to integrate with the West during the cold war, have become an integral part of the EU. However, despite its enormous economic and political benefits, the latest enlargement has also posed some risks and costs both for the old and new member states. Therefore, it has become one of the most important and difficult challenges facing Europe since the end of the cold war. In this framework, after mentioning about the rationale behind such a big enlargement process, this article will focus on the challenges, which would be observed in the EU itself and in the CEECs in the short-term period. Only after finding solutions to the problems summarised in the article could an enlarged Union be a continent spreading the peace and stability to the peripheral region. In such a Union growing diversity and peaceful interaction could reinforce tolerance, co-existence and cooperation among the nation states.
Key Words: European Union, Central and Eastern European Countries, Enlargement, Integration, Transition
Ekoloji ve Kalkınma:
Avrupa Birliği Sürecinde Türkiye ![]()
Rana İZCİ
Avrupa Birliği –Türkiye ilişkileri ile Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin sosyal, ekonomik ve siyasi yapısına etkileri hem Türkiye’de hem de Avrupa Birliği’nde uzun yıllardır beri tartışılmaktadır. Bununla birlikte yeni bir başlangıcın eşiğindeki Avrupa Birliği - Türkiye ilişkilerinde bugüne dek göz ardı edilmiş bir başka deyişle Avrupa entegrasyonun unutulmuş bir boyutu Türkiye’deki çevre ve kalkınma ile ilgili fikir tartışmalarını ve ilgili uygulamaları derinden sarsacak gibi gözükmektedir. Özellikle 1970’li yıllarda ortaya uluslararası gelişmelere paralel olarak Türkiye çevre alanında pek çok düzenlemeye gitmiştir. Bölgesel bir refah, istikrar ve barış projesi olarak yola çıkan Avrupa Ekonomik Topluğu da bu gelişmelere de kayıtsız kalmamış, ortak bir politika oluşturma yönünde adımlar atılmıştır. Ancak savaşın ardından büyük bir yıkıma uğramış Avrupa’da çevre ilk başta Avrupa bütünleşmesinin bir parçası olarak düşünülmemiştir. Üstelik kurucu antlaşmalarda çevre ve çevre koruma hakkında doğrudan hiçbir hüküm bulunmadığı için, çevre ile ilgili mevzuat ekonomik gerekçelere dayandırılarak oluşturulmuştur. Bu nedenle uzun bir süre Avrupa Birliği çevre politikasının gelişimi Avrupa bütünleşmesinin ekonomik boyutu ile birlikte ilişkilendirilmiştir.
Bu çalışma tüm bu gelişmelerin ışığında özellikle iki önemli noktayı sorgulamaktadır. Sürdürülebilir kalkınma, çok tartışılan bir kavram olmasına rağmen, çevre ve kalkınmanın birbirinden ayrılamaz olduğu gerçeğinin kabul edilmesiyle birlikte insan ve doğa etkileşiminde bir denge sağlamaya yönelik önemli bir adım olarak ortaya çıkmıştır. Bu noktada çalışmanın üzerinde durduğu ilk husus çevre sorunlarını gidermeye veya önlemeye yönelik tedbirler değil kalkınma üzerindeki alternatif yaklaşımlar olacaktır.
İkinci olarak bu çalışma da üzerinde durulan nokta çevre politikasındaki gelişmelerin Avrupa bütünleşmesinin geleceğini şekillendiren bir husus olacağıdır iddiasıdır. Bu çerçevede Türkiye Avrupa Birliği üyeliğini ve bu bütünleşme projesinde alacağı yeri bir kez daha ve farklı bir şekilde gözden geçirme fırsatına sahiptir. Böylelikle Türkiye’de bugüne dek çoğu kez kısır bir döngü içinde ele alınan çevre ve kalkınma ilişkisi, farklı boyutları ile tartışmaya açılabilecektir. Geçmişten bugüne çevrenin Avrupa bütünleşmesi içindeki yerini ve gelişimi gözardı etmeden Avrupa Birliği’nin üye devletlerin çevre politikaları ve öncelikleri ile nasıl bir etkileşim içinde olduğunu görmek Türkiye’nin geleceğini yakından ilgilendiren pek çok konuya da ışık tutacaktır.
Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilir kalkınma, Avrupa Birliği çevre politikası, çevre politikası, sürdürülebilir kalkınma stratejisi, kalkınma, sürdürülebilirlik, çevre, ekoloji
Ecology and Development in Turkey:
Implications of the European Union
Relations between the European Union (EU) and Turkey and the impact of the EU on social, economic and political spheres in Turkey have been discussed for a long time both in the EU and Turkey. On the eve of a new turn in this relationship, however, a long-forgotten dimension of European integration seems to challenge the debates concerning the environment and development in Turkey. Parallel to the developments taken place at the international level, both Turkey and the states constituting the European Economic Community, and the European Economic Community itself started to establish some administrative units and to develop policy responses for ever-growing environmental problems in the 1970s. Hence the evolution of the EU environmental policy was closely associated with the requirements of economic rationality of the integration which at the same time promised regional development, stability and peace in the region. The aim of this rather brief study is two-fold. To begin with it underlines that environment and development is inexorably linked. The overriding focus, here, however is not about the corrective and preventive ramifications but is also about alternative views on development. Secondly this study asserts that environmental considerations have an important role in shaping the future of the European integration project. Through an incremental process now it is possible to talk about “European environmental governance” which engenders domestic changes in Member States in economic, social, legal and political terms. Integration of environmental considerations into the legal structure of the European Union has also paved the way for new discussions on the possible effects of membership of candidate countries’ economic and social structures. It is possible to assume the current status as a departure point to discuss whether and how patchwork environmentalism in Turkey can turn into a more integrated and comprehensive approach or to assume the current status as a framework to generate new ideas on environment and development relationship and its implications on socio-economic structure and political discourse in Turkey.
Key Words: Sustainable Development, European Union environmental policy, environmental policy, strategy for sustainable development, development, sustainability, environment, ecology.
Geçmişle Hâl Arasında ‘Son Avrasyacı’: Lev Nikolayeviç Gumilev (1912–1992)
![]()
Vügar İmanov
Günümüz Rusya’sında L. N. Gumilev, genellikle Moğolların yanı sıra Türk halklarının tarih ve kültürleri konusunda araştırma yapmış ve bu doğrultuda birçok kitap telif etmiş Avrasyacı büyük bir düşünür ve tarihçi-etnolog olarak telâkki edilmektedir. O, klasik ve yeni Avrasyacılar arasında köprü kuran bir şahsiyet olarak görülmektedir. Bununla beraber, bazıları tarafından Gumilev’in eserleri tenkit edilmekte ve onun Avrasyacılıkla ilişkisi tartışma konusu yapılmaktadır. Bu makale, Gumilev’in etnogenez teorisi ve onun Avrasyacılar ve Avrasyacılıkla ilişkisinden genel hatlarıyla bahsetmekte ve ona yöneltilen bazı eleştirileri özetlemektedir.
Anahtar Kelimeler: L. N. Gumilev, Avrasyacılık, Etnogenez teorisi, Yeni Avrasyacılık, Rus Düşünce Akımları
‘The Last Eurasian’ Between Past and Present:
Lev Nikolaevich Gumilev (1912-1992)
In today’s Russia, L. N. Gumilev is regarded as a great Eurasian thinker and historian-ethnologist who conducted research and wrote many books about the history and culture of mainly Turkic peoples as well as Mongols. He is seen as a key figure between classical and new Eurasians. However, some criticize Gumilev’s writings and question their relevance to Eurasian thought. This article desribes general points of Gumilev’s ethnogenesis theory, his relation to Eurasians and Eurasianism, and summarizes some criticisms.
Key Words: L. N. Gumilev, Eurasianism, Ethnogensis Theory, New Eurasianism, Russian Intellectual movements
Hegel’de ve Avrasyacı Düşüncede Devlet, Din-Devlet İlişkisi ve Özgürlük
![]()
Hamdi PİRİŞTİNE
Bu inceleme, G.W.F. Hegel’in devlet anlayışını parametre alarak Avrasyacı düşüncenin aynı konuya ilişkin görüşlerini mukayeseli bir şekilde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Hegel için devlet, özgürlüğün cismanileşme formudur. Devletin varlığının nihai nedeni, özgürlüğün yeryüzünde gerçekleşmesidir. Halk ise devleti oluşturan unsurların toplamıdır. Halkın bir bütün olarak bilinçliliği devlette somut olarak tecelli eder. Avrasyacı düşünürler bu noktalarda Hegelci görüşü izlerler; onlar için de halkın toplam bilinçliliği/aidiyet duygusu devlet ile maddi bir biçim kazanır ve devlet tarafından temsil edilir. Ancak Avrasyacı metinlerde, Hegel’de olduğu gibi özgürlükle karakterize edilen bir devlet teması bulunmamaktadır. Diğer taraftan, Hegel’de göreli olarak marjinal bir yer tutan coğrafya, Avrasyacı düşünürler tarafından devleti nitelendirmek ve açıklamakta en önemli faktör olarak kullanılır. Devlet şekli olarak ise milli-devlet, Hegel tarafından nihai organizasyon olarak tahayyül edilemez iken Avrasyacı düşünürler tarafından kesin bir biçimde dışlanmaktadır. Avrasyacı yazarların din hakkındaki görüşleri ise neredeyse bütünüyle Hegel’in fikirlerini aksettirir. Buna göre din, devlet ve toplumun düzenlenmesinde en önemli yere sahiptir. Lakin, burada vurgulanan din, devletin kanunlarının ve yönetiminin aktif belirleyicisi değil; devlet ve toplumun kültürel bütünselliğinin de içinde yer aldığı kuşatıcı bir ağ durumundadır. Yaşamın her cephesine sirayet ederken, somut, müeyyidelenmiş, belirlenmiş bir maddi formda cismanileşmez. Sivil toplum, bireycilik, maddi çıkarların izlenmesi ve toplumun her alanını kontrol eden yönetici idea kavramı gibi konular, iki görüşün büyük ölçüde farklılaştığı hususlardır. Kanımızca, Avrasyacı düşünürlerde görülen özgürlükler rejimi üzerindeki vurgu eksikliği, belki onların özgürlük, eşitlik, adalet gibi sorunları, esas olarak toplumun “içerisine” doğru bir bakışla değil, uluslararası ilişkiler bağlamında kavramalarıdır. Eşitsiz uluslararası ilişkiler ve geri kalmışlık algılamaları, onları toplumun içerisindeki özgürlükler üstünde düşünmeye değil, fakat Avrasya’nın hakim Batı uygarlığı karşısında nasıl güçlü ve yetkin bir yapı olarak ortaya çıkabileceğini tasarlamaya sevk etmiş olsa gerektir.
Anahtar Kelimeler: Devlet, Din, Tanrı, Özgürlük, Milli Bilinçlilik, Ruh, Hegel, Avrasya, Coğrafya, Milli-Devlet
The State, the Relationship between the State and Religion, Freedom in Hegel and The Eurasian Thought
This article studies some underlying aspects of the state in Hegelian and Eurasian perspectives in a comparative manner. To Hegel, the state is the embodiment of rational freedom. The absolute reason for the existence of the state is to realize freedom in the world. On the other hand, people are the totality of the state. The consciousness of the whole people exists in that concrete reality which is the state. Eurasian thinkers follow Hegel’s line of thought in that the general consciousness of whole people is the same with the state and is animated by the state. There is no counterpart for the mission of freedom characterizing the Hegelian state in Eurasian texts. Yet, geographical factor which is relegated only a complementary part in Hegel is elevated to be of highest importance by Eurasian writers in defining and designating the state. It becomes a carte blanche. As for the mode of state, Eurasian thinkers and Hegel do not adopt the nation-state, the former being a sheer antagonist. On religion, Eurasian thinkers overwhelmingly echo Hegel: Religion has the most important role in organizing the state and society. But their formula for the relation of religion to the state and society is somewhat different from the ordinary case. This is such a religion that while penetrating through every possible life sphere, it does not materialize in a specific concrete form. Civil society, individualism and the pursuit of material interest are the topics on which the two views differ greatly. Eurasian emphasis on the state with a governing idea controlling and organizing every compartment of society is far beyond the scope Hegel assigns to the concept of state. The article concludes that the absence of any stress on freedom in Eurasian writers may be attributed to their outlook. They have grasped the concepts such as freedom, equality and justice from an international relations-dominated vantage point. It seems that their perceptions of historical backwardness is forcing them to think over liberation from the international order mechanism, but not focusing on freedom in itself or freedom inside the society.
Key Words:: State, Religion, God, Freedom, National Consciousness, Spirit, Hegel, Eurasia, Geography, Nation-state
Modernite-Türkiye-AB: Kopenhag Kriyerleri Üzerinden Bir Bağ Kurma Denemesi
![]()
Erhan DOĞAN
Türkiye modernleşmesi yukarıdan aşağı bir nitelik taşır. Tarihsel süreçte modernleştirici elitlerin temel sorunsalı Türkiye’nin azalan rekabet yeteneğini artırmak olmuştur. Bu ilk reformlar zaman içerisinde kendi ivmesini yaratmış ve daha ileri düzeyde reformlara yol açmıştır.
Dış müdahaleler vasıtasıyla modernleşme olgusu ise Türk modernleşmesinin bir başka önemli özelliğidir. Tanzimat Fermanından bugüne modernleştirici elitler muhalif gurupların mutabakatını temin etmek için dış baskıları sık sık araçsallaştırmıştır. Yapılan, iki taraflı ya da çok taraflı anlaşmalara ve bu anlaşmalarla girilen taahhütlere bağlanarak (demirleyerek) devleti ve toplumu değiştirmeye çalışmak olmuştur. Bu tarz bir reform anlayışı zaman içerisinde bir demokrasi açığına (sorununa) yol açmıştır.
AB katılım süreci Türkiye’nin 200 yıllık modernleşme tarihinde önemli bir aşamayı ifade eder. Kopenhag kriterleri Türkiye’nin yeni tanzim edici prensipleridir. Türkiye’nin yönetici elitleri yeni dönemin sorunlarına çözüm bulabilmek ve toplumsal ihtiyaçları karşılayabilmek için anayasayı, cari yasaları, devletin kurumlarını ve işlevlerini bu prensipler doğrultusunda dönüştürmeye çalışmaktadır. Kopenhag kriterlerinin karşılanması iyi işleyen bir demokrasiyi de gerektirdiği için reform hareketlerinin yerleşmiş sorunu olan demokrasi eksikliği de bu süreçte giderilebilir. Bu makale Türkiye’nin uzun modernleşme tarihiyle, günümüz reformlarının temel referansı olarak kabul edebileceğimiz Kopenhag Kriterleri arasında bir bağ kurma denemesidir.
Anahtar Kelimeler: Modernite, Türkiye, Avrupa Birliği, Siyaset, Kopenhag Kriterleri
Modernity-Turkey-the EU:
An Attempt to Construct A Bridge Between The Present And The Past Via Copenhagen Criteria
Turkey’s modernization has had a top-down characteristic since Selim III’s reformation. These reforms have been designed and initiated by a modernizing elite who tried to solve the decreasing competition capability problem of Turkey. These reforms have created their own momentum and led to further reforms.
Reformation via external intervention is also another characteristic of Turkish modernity. Turkey’s modernizing elites have several times utilized external pressure to provide the consent of varying parties since the Tanzimat Verdict. This kind of reformation has created a kind of deficient democracy.
The EU accession process corresponds to an important turning point in Turkey’s 200 years old modernization history. The Copenhagen criteria are the new regulatory (Tanzimat) principals according to which Turkey’s governing elites will transform the constitution, the current legislation and the institutions of the state. The Copenhagen Criteria can also be a solution to the problem of an imperfect democracy.
Key Words: Modernity, European Union, Turkey, Politics, Copenhagen Criteria
“Neo-Avrasyaci Perspektiften, Sicak Denizlere Açilan Kapi, İran”
![]()
Helin Sarı ERTEM
Washington’da ikinci bir dört yıllık döneme daha adım atan Bush yönetimi, Felluce’de yaşanan son olaylar ile saldırgan ve hukuk dışı politikalarına devam edeceğinin sinyalini vermiştir. Dünya adeta nefesini tutmuş, sıranın ne zaman İran’a ya da Suriye’ye geleceğini hesap etmeye koyulmuştur. Sessiz bekleyiş devam ederken, mevcut alternatif politika ve ittifak arayışlarına yeniden göz atmak daha anlamlı hale gelmektedir. Ağılıklı olarak Rus aydınlarının etkisi altındaki neo-Avrasyacı düşüncenin, ABD’nin kara listesinden bir türlü çıkamayan İran’la, birlikte hareket etme planları işte bu açıdan oldukça ilgi çekicidir.
Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından Washington dünya siyaseti üzerindeki tek taraflı ağırlığını giderek arttırmaya başlamıştır. Bu durum, Avrasyacı düşünce gibi farklı siyasi akımların ABD’ye karşı alternatif yeni güç odakları ve ittifaklar yaratmak için arayışa geçmesinde etkili olmuştur.
Temelleri 1921’de, sürgündeki Rus aydınları tarafından atılan ve “jeopolitiğe dayalı siyasi bir felsefe” akımı sayılan Avrasyacı düşünce’nin en çok karşı çıktığı noktalardan biri dünya tarihinin Avrupa merkezli açıklanması olmuştur. Avrasyacı düşüncenin üzerinde yükseldiği ana yapı taşlarından biri olan “Batı Karşıtlığı”, neo-Avrasyacılığın yükselişe geçtiği 1990’lı yıllardan itibaren yerini spesifik olarak bir tek güce, “Amerika Birleşik Devletleri”ne karşı bir düşmanlığa bırakmıştır.
Neo-Avrasyacılar neden İran’ı kendilerine bu kadar yakın bulmaktadırlar? Geleneksel Rus-İran çekişmesi göz önüne alındığında, Neo-Avrasyacılığa gönül vermiş Rus aydınlarının, özellikle de bu akımın önde gelen temsilcilerinden Aleksandr Dugin’in İran’a yönelik bu yaklaşımının temel dayanakları nelerdir?
Neo-Avrasyacı düşünceye göre İslam dünyası ve Avrasyacılar ortak bir hedefe karşı birleşmişlerdir; bu hedef “Amerikan egemenliğini yıkmaktır”. Dugin, diğer İslam ülkeleri arasında, içinde Avrasyacı parametreleri en fazla barındıran İran’ın olduğunu öne sürmektedir. Ona göre “İran radikal bir Amerikan karşıtıdır, gelenekselcidir, muazzam bir kıtasal devlettir ve Orta Asya ile sıkı ilişkileri vardır”. Bu nedenle o, ilerde kurulacak Avrasya İmparatorluğu içinde liderlik rolünü biçtiği Rusya Federasyonu’nun stratejik ve hatta etnik çıkarlarının İran ile bir ittifaka derinden bağlı olduğuna inanmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Neo-Avrasyacıların İran sempatisinin ardında sadece ideolojik değil, son derece pragmatik nedenlerin de yattığını görmek mümkündür.
Dugin için İran, gelecekte kurulması planlanan “Avrasya İmparatorluğunun sıcak denizlere açılan kapısıdır.” İran aynı zamanda, Rusya Federasyonunun Orta Asya’nın Müslüman halkları ile geliştireceği iyi ilişkilerin de anahtarıdır. Çalışmanın sonunda hedeflenen neo-Avrasyacılar ile İranlı siyasi karar vericiler arasındaki mevcut işbirliği ve çatışma alanlarını ele alarak, Rus neo-Avrasyacıların İran ile ilgili düşüncelerinin ne kadarının sağlam temellere dayandığını ortaya koyabilmek ve yakın gelecekte böyle bir ittifak beklemenin gerçekçi olup olamayacağını anlamaya çalışmaktır. Umulan, ortaya çıkan noktaların, tek süper güce dayalı günümüz dünyasında, alternatif güç arayışlarının olumlu sonuçlanması açısından faydalı olmasıdır.
Anahtar Kelimeler: Neo-Avrasyacılık, Dugin, İran, Amerikan Karşıtlığı ve Nükleer Silahlanma
From A Neo-Eurasianist Perspective, Iran: The Gate Opening To Warm Waters
With the Fallujah events, the Bush administration, which recently started a second four years term in Washington, has given the signal that it will continue its aggressive and illegal policies. The world is watching these almost out of breath and has already started to calculate when the turn will come to Iran or Syria. As the silent waiting goes on, it’s now more meaningful to have a look at the current searches for alternative policies and alliances. Right from this point of view, the plans of the neo-Eurasianist thought, which is mainly under the influence of the Russian intellectuals, to move together with Iran, which could not come out of USA’s ‘black list’, in the future are quite interesting to examine.
By the end of the Cold War, Washington has gradually started to increase its unilateral dominance over the world politics. This situation has been influential on various political movements like Eurasianism to start their search to create alternative power centres and alliances.
The Euro-centric explanation of the world history has been one of the leading objections of the Eurasianist thought, which is founded in 1921 by the Russian intellectuals on exile and considered as a political philosophy mainly based on geopolitics. Since 1990’s, when neo-Eurasianism has started to rise again, anti-Westernism, which was one of the main building stones of the Eurasianist thought, has specifically left its place to a hostility against one power, the United States of America.
Why do the neo-Eurasianists find Iran that much close to themselves? When the traditional Russian-Iranian rivalry is taken into consideration, what are the basic foundations of the neo-Eurasianist Russian intellectuals, especially of one of the leading representatives of this movement Aleksandr Dugin, about their approach towards Iran?
According to the neo-Eurasianist thought, the Muslim World and the Eurasianists have united against a common target, which is “to destroy the American dominance”. Dugin claims that among the other Muslim countries, Iran is the one that maintains the Eurasianist parameters most. According to him, Iran is a radical opponent of the USA, a traditionalist and a great continental state which has tight relations with Central Asia. That’s why he believes the strategic and even ethnic interests of the Russian Federation, to whom he gives a leadership role in the future Eurasian Empire, are deeply related to an alliance with Iran. In this respect it is possible to see that beyond Eurasianists’ sympathy for Iran, there are not only ideological, but also very pragmatic reasons too.
For Dugin, Iran is the future Eurasianist Empire’s “gate opening to warm waters”. It is also the key of Russian Federation to form good relations with the Muslim nations of Central Asia. By considering the current areas of cooperation and clash between the neo-Eurasianists and the Iranian political decision makers, what this study targets to achieve in the end is to examine whether these ideas of the Russian Eurasianists about Iran take strength from strong facts and to learn whether it can be realistic to expect such an alliance in near future. It’s hoped that what comes out will be useful to reach a positive result in the searches for alternative power centres in our world currently dominated by one super power.
Key Words: Neo-Eurasianism, Iran, Dugin, Anti-Americanism and Nuclear Armament
Orta Asya Ülkeleri Siyasal Kültür ve Dış Politikasında Avrasyacılık
![]()
Hakan GÜNEŞ
Elinizdeki çalışma siyasal ve felsefi düzeyde Avrasyacılık fikrinin farklı düzlemlerdeki anlamları ve farklı kullanım biçimlerini ortaya koyduktan sonra Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan’da Avrasyacılık fikrinin nasıl algılandığı, içerildiği ve nasıl yeniden-işlevlendirildiği üzerinde durmaktadır. Bu üç Orta Asya ülkesinde Rus yeni-Avrasyacılığının yansımalarını konu alan çalışmanın analitik odağı, söz konusu ülkelerin kalkınma model arayışları ile bölgesel entegrasyon tartışmalarına yaklaşımlarıdır. Çalışma Asyacılık gibi başka ulus-üstü entegrasyon fikirleri ve projeleriyle Avrasyacılığı kıyaslayarak onun fikirler haritasındaki koordinatlarını göstermektedir.
Anahtar Sözcükler: Avrasyacılık, Rusya Federasyonu, Orta Asya, Siyaset, Entegrasyon
Eurasianism in the Political Culture and Foreign Policies of Central Asia Countries
This paper aims to explore the significant role played by Eurasianism both as a philosophy and as a political project in three Central Asian republics. Debates of political elites and intellectuals in Kazakhstan, Kyrgyzstan and Uzbekistan over their countries’ models of development and policy of regional integration is the focus of this research. This paper tries to clarify the meaning of Eurasianism by comparing it to similar ideologies and ideas such as Asianism. Similarities between Chinese or Japanese Asianism with Russian Euraisianism on the one hand, and the similarities between Korean and Uzbek reactions to these dominant nations’ integrationist ideas are highlighted. It is argued that dominant nation Eurasianism (i.e. Russian) is significantly different than the non-dominant nations’case.
Key Words: Eurasianism, Russian federation, Central Asia, Politics, Integration
Rus Düşüncesinde Ortodoksluk:
Avrasyacılık Düşüncesinin Ortodoksluk Yorumu ![]()
Sevinç Alkan ÖZCAN
19. yüzyılda Batıcılar ve Slavofiller arasında temel tartışma konusu olan “Rusya’nın tarih içerisinde nerede ve nasıl konumlandırılması gerektiği” problemi 20. yüzyılın başında ortaya çıkan Avrasyacılık hareketinin de temel sorunsalıdır. Avrasyacılık akımı her ne kadar Bolşevik Devrimi sırasında Rusya’dan Avrupa’ya göç eden entelektüellerin (Savitsky, Trubetskoy, Suuvchinsky, Florovsky) başlattığı bir hareket olsa da, yalnızca geride bıraktıklarına duydukları nostaljiyle ortaya çıkan bir émigré hareketi olarak tanımlanamaz. Zira bu hareket Rus düşünce birikimi üzerinde şekillenmiş ve pek çok yönüyle de söz konusu birikimi yirminci yüzyıla aktarmak suretiyle, Rus düşüncesindeki sürekliliğin korunmasını sağlamıştır. Bu aktarım sırasında Avrasyacıların yaptıkları özgün katkılar Avrasyacılık düşüncesi mensuplarını Rus düşünce geleneği içinde ayrı bir kategori içinde ele almamızı zorunlu kılmaktadır. Avrasyacıların Ortodoksluğa yaptıkları vurgu, Avrasyacılık düşüncesinin içerdiği en belirgin süreklilik unsurlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu çalışma, Avrasyacılık akımının Rus tarihi ve kültürüne atfedilen metafizik, mesiyanik ve dini unsurları, özgün Batı-karşıtı duruşları çerçevesinde nereye oturttukları sorusuna cevap vermeyi amaçlamaktadır. 1920’lerde Bolşevik Devriminin özellikle seküler yönünün eleştirisi olarak ortaya çıkan klasik Avrasyacılık akımı, 1990 sonrasında neo-Avrasyacıların Amerikan hegemonyasına karşı duruşları ile yeniden canlanmıştır. Bu nedenle de neo-Avrasyacıların Ortodoksluk hakkındaki görüşleri ve klasik Avrasyacılıktan ayrıldıkları yönleri de bu çalışma içinde analiz edilecektir.
Bu çerçevede öncelikle “Ortodoks-Katolik Bölünme Çizgisinin Ortaya Çıktığı Tarihi ve Teolojik Arkaplan” ele alınacaktır. İkinci olarak “19. yüzyılda yaşayan genelde önde gelen Rus düşünürleri özelde ise Slavofil ekole mensup olanlardan örnekler verilmek suretiyle Ortodoksluğa Rus düşüncesinde atfedilen rol” ve üçüncü olarak da “Klasik ve Neo-Avrasyacılık akımlarının Ortodoksluğu yorumlama biçimleri” analiz edilmeye çalışılacaktır.
Anahtar Kelimeler: Rus, Avrasyacılık, Slavofile, Ortodoksluk, Katoliklik
Orthodoxy In Russian Thought:
Eurasianist Interpretation Of Orthodoxy
The question “how and where to locate Russia in history” that constitutes the basic issue of discussion between Westernizers and Slavofiles in the 19th century also became the basic problematic of Eurasianist movement that emerged in the beginning of 20th century. Although the Eurasianist movement emerged as a movement of intellectuals (Savitsky, Trubetskoy, Suuvchinsky, Florovsky) who moved from Russia to Europe during the Bolshevik Revolution, this movement can not be labeled as only an émigré movement that emerged in a nostalgical way. This movement was based on the 19th century Russian thought and provided the continuity in Russian thought by transmitting the mentioned experience to the 20th century. The unique contribution of Eurasianist thinking to the Russian thought during this transfer requires us to analyze the members of this movement in a separate category within Russian thought. The emphasis of Eurasianists on Orthodoxy emerges as the most obvious characteristic of continuity of Eurasianist thinking.
This article aims to answer the question where Eurasianists locate metaphysic, messianic and religious aspects of Russian history and culture in their authentic anti-Western position. The classic Eurasianist movement that emerged in the 1920s as a critique of secular aspect of Bolshevik Revolution, revived in the 1990s as anti-American position of neo-Eurasianists. For this reason the ideas of neo-Eurasianists on Orthodoxy and their differences from classical Eurasianists will be analyzed in this article.
In this framework, first of all “Historical and theological background of the division between Orthodox and Catholics” will be discussed. Secondly, “The role of Orthodoxy within Russian Thought by giving examples from Russian thinkers and especially Slavofiles” and thirdly “the ways of interpretation of Orthodoxy of classic and neo-Eurasianists will be evaluated.
Key Word: Russian, Eurasianism, Orthodoxy, Slavofile, Catholicism
Tarihsel Gelişim İçerisinde Avrasyacı Hareket ve Öğreti Klasik ve Yeni Avrasyacılık
![]()
Vişne KORKMAZ
Bu makalede Avrasyacı Hareket ve Avrasyacılık Öğretisi iki dönem altında incelenecektir. Klasik Avrasyacılık; 1921 yılında “Doğuya Dönüş” adlı eserin yayınlanmasıyla başlar, ve bölünmelere, iç çalkantılara rağmen 1930’lara kadar bir hareket olarak varlığını korur. Klasik Avrasyacılık öğretisi, Avrasya mestorazvitie’yesini oluşturan birbirine paralel yapıların tanımlanma çabasıdır. Klasik Avrasyacılar; Avrasya’nın coğrafi, iktisadi, siyasi, etnik, kültürel ve ahlaksal yapısını güçlü bir batı karşıtlığı çerçevesinde anlamlandırmışlardır. Aslında, Avrasyacılar bu şekilde, yani Batı siyasal, kültürel, sosyal ve ekonomik sistemini reddederek; Avrasya kavramının siyasal yönünü ortaya çıkarmayı başarmışlardır. Doğu kavramını siyasallaştırırken, bu düşünürler, enternasyonal algılamaları ulusal, yerel perspektiflerle ilişkilendirmeye çalışıyorlardı. Avrasyacılara göre, evrensel ve yerel arasında düşünsel düzlemde kurulacak bu ilişkinin esas araçları özün farkındalığı ve nefsi müdafaa ilkeleri üzerinde yükselen bölgesel oluşumlar olacaktır.
Klasik Avrasyacılık öğretisinin temel taşları, örneğin, bölgesel bloklar ve kıtasal iktisadi-siyasi yapı fikri, Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra Rus siyasal yaşamının bir parçası olan Yeni Avrasyacılar tarafından miras alınmıştır. Yeni Avrasyacılar düşünsel atalarının yolunu izleyerek Avrasya’nın kendini tanımlama/tanıma sürecini batı karşıtlığı üzerine oturtmuşlardır. Ancak, Klasik Avrasyacılardan farklı olarak, Yeni Avrasyacılar Avrasya’nın nefsi müdafaası için strateji geliştirmeye çaba harcayan jeopolitik kuramcılarına benzemektedirler. Bu da Yeni Avrasyacıların, Klasik Avrasyacılardan daha yoğun bir muhafazakarlığın, hatta zaman zaman gerici bir söylemin içine saplanmalarına yol açmıştır. Elinizdeki makale, bu sebeple, Avrasyacı öğretinin bu iki kolu, iki dönemi arasındaki farklılık ve devamlılıkları tespit etmeyi de amaçlamaktadır. Ancak bu sayede, eğer varsa değişiklik ve süreklilik arz eden fikri çerçevenin siyasal anlamının daha iyi anlaşılabileceği düşünülmektedir.
Anahtar Kelimeler: Avrasyacılık, Avrasyacılar, Rus Devrimi, Doğu-Batı İkilemi, Kıtasallık, İdeokrasi, Otarsi, Kolektivizm-Sobornost, Mestorazvitie, Senfonik Kişilik, Batı Karşıtlığı, Küreselleşme Karşıtlığı, Bölgeselleşme-Bölgeselcilik , Jeopolitik, İç/Dış Mücadele, ve Etik.
Historical Development of the Eurasianist Movement and Doctrine Classical Eurasianism and Neo-Eurasianism
In this article the historical development of the Eurasianist movement and doctrine will be discussed under two general periods: Classical Eurasianism started with the publication of “Exodus to East” in 1921 and continued with breaks and inner struggles till the first half of 1930’s. The Doctrine of Classical Eurasianism is based on the definition of parallel structures of Eurasia or Eurasian mectorazvitie; geographical, economical, political, ethnical, cultural and ethical structures of Eurasia were described by Classical Eurasians by using strong anti-western sentiments. While they were politicising the “East”, they actually tried to bind universal perceptions with national/local perspectives. According to Eurasians the main instrument for an intellectual linkage between universal and local worldviews should be regional designations, which have to be dependent on self-recognition and self-defence principles.
The main pillars of the Classical Eurasianist School came to the scene after the dissolution of the Soviet Union. They followed their intellectual fathers and used the same anti-western rhetoric for the self-recognition of Eurasia. However, they mainly devote their intellectual efforts to develop a strategy for the self-defence of Eurasia. This imprisoned Neo-Eurasians in a traditional and sometimes regressive rhetoric more than Classical Eurasians. This paper will deal with the continuities and changes between these two periods of the Eurasianist school. Moreover, we will try to understand the political implications if there is any kind of change or discontinuity between Classical and Neo Eurasianist thoughts.
Key Words: Eurasianism, Eurasians, Russian Revolution, East-West Dichotomy, Continentality, Ideocracy, Autarky, Collectivism-Sobornost, Mestorazvitie, Symphonic Personality, Anti-Westernism, Anti-Mondialism, Regionalisation-Regionalism, Geopolitics, Inner/Outer Struggle, Sociality and Ethics.
Ülkücü Hareket ve Avrasyacılık
![]()
Mehmet Mert KALECİ
Türkiye’nin AB ile bütünleşme süreci ve soğuk savaş sonrasında gelişen uluslararası ortam, Türkiye’de birtakım siyasi grup ve akımların temel tehdit algısının güçlenmesinin nedeni olmuştur. Bu tehdit algısı, ulus-devlet yapısının zayıflaması ya da sona ermesidir.
Siyasi yelpazenin en solundan en sağına bazı siyasi gruplar - Ülkücü Hareket, İşçi Partisi ve bazı Kemalist sol gruplar - bu süreç içerisinde ortak eylemlerde bulunmuşlardır. BM tarafından ortaya konan Kıbrıs sorunu çözüm planının (Annan Planı) AB’nin genişleme takvimi içine oturtulması karşısında oluşan tepki, ortak hareket sürecinin başlangıcıdır. Devletin üniter yapısının ve ulusal çıkarların, küreselleşme ve bölgeselleşme süreçleri karşısında, korunması; gerçekleştirilen işbirliğinin özünü oluşturmaktadır.
Pan-Türkçü idealin temsilcilerinden biri olan ülkücü hareket, “Kızıl Elma Koalisyonu” içinde yer alarak pragmatik bir tavır sergilemiştir. Rus Avrasyacılığı’nın ülkücü hareketin tartışma platformu içinde yerini alması ve Türk Avrasyacılığı adı altında yeni bir kavramın ortaya atılması, bu pragmatik tavrın devamı niteliğindeki gelişmelerdir. Fakat eklemek gerekir ki, klasik ve yeni Rus-Avrasyacı literatür henüz ne Türkiye siyasi akımlar tarafından yeterince kapsamlı biçimde incelenmiş değildir. Olası Türk-Avrasyacı formülasyonların, Türk-Turan idealinin dışlayıcı yapısı ile çelişmesinden dolayı; ülkücü hareket içinde büyük bir çoğunluk, bu tür yeni açılım çalışmalarını desteklememektedir.
Türk-Turan idealinin dışlayıcı yapısının yanında; Rus-Avrasyacı görüş, Avrasya coğrafyası kültürlerinin doğal bir sentez oluşturduğu savı üzerinden, bu kültürlerin çıkış noktası olan unsurların ortak siyasi bir yapıda birlikte hareket etmesi gerekliliğini savunmaktadır. Yapının merkezindeki yer ise, Rus unsuruna verilmektedir. Açıktır ki, ülkücü hareket içinden çıkacak herhangi bir Türk-Avrasyacı görüşün merkezinde de Türk unsuru yer alacaktır. Dönüşüm içindeki Rus Avrasyacılığı ve oluşum aşamasındaki Türk-Avrasyacılığı’nın Avrasya coğrafyasına yönelik görüşlerinin çatışması ya da örtüşmesi, bölgesel ve küresel gelişmelerin neden olacağı dinamik etkilerin doğuracağı menfaat ve tehdit algılarına göre şekillenecektir.
Anahtar Kelimeler: Ülkücü Hareket, Avrasya,Avrasyacılık, Türk,Rus, Bölgeselleşme, Küreselleşme, Rus-Avrasyacılığı, Klasik Avrasyacılık,Yeni Avrasyacılık,Türk-Avrasyacılığı, Kızıl Elma Koalisyonu, Turan, Pan-Türkçülük, Orta Asya
Ülkücü Hareket (Ultra Nationalist Movement) And Eurasıanısm
Turkey’s integration process with the EU (European Union) and the new world order, which has taken shape after the cold war, strengthened an important threat perception among several political groups in Turkey. The name of this threat is the “decline of nation-state”.
Political groups ranging from far left to far right wing -Ülkücü Hareket, Labour Party (İşçi Partisi) and several leftist Kemalist groups- drew closer to one another against the outcomes of the process. The “Annan Plan” and the enlargement agenda of the EU threatening the existence of the Turkish Republic of Northern Cyprus contributed to this formation. The name of this “alliance” is known as “Kızıl Elma Coalition” in public. Protection of the unitary structure and national interests of the state against globalization and regionalization constitutes the essence of this cooperation.
There is only one nation at the center of Eurasianism and that is the Russian element. Similarly, it is easy to predict that if a Turkish-Eurasianist view emerges, the Turkic element will be placed at the center, contrary to Russian-Eurasianism. The outcomes of current and future global and regional developments will determine the possibility of cooperation or clash of the ideas.
Key Words: Ülkücü Hareket, Eurasıa, Eurasıanısm, Turk,Russıan, Regıonalızatıon, Globalızatıon, Russıan-Eurasıanısm, Classıcal Eurasıanısm, Neo-Eurasıanısm,Turkısh Eurasıanısm, Kızıl Elma Coalıtıon, Turan,Pan-Turkısm, Mıddle Asıa
Yeni Komşuluk Politikası’nın Avrupa Birliği (AB)-Rusya
İlişkilerine Etkisi ![]()
Esra HATİPOĞLU
1 Mayıs 2004’de on yeni üyenin katılımı ile tamamlanan son genişleme (hâlihazırda katılım müzakerelerini tamamlamaya çalışan ve 2007 yılında Birliğe üye olmaları beklenen Bulgaristan ve Romanya ile 2005 yılında müzakerelere başlaması öngörülen Türkiye hariç) süreci AB’nin tarihinde yaşadığı en geniş katılımlı ve birbirinden çok farklı yapıdaki ülkelerin bir arada Birliğe üye olduğu bir süreçti. AB, bu genişleme sebebiyle hem içyapısı hem de dış ilişkileri açısından mevcut politikalarını gözden geçirmek zorunda kaldı. AB’nin dış ilişkileri açısından en önemli gelişme, genişleme sonrası AB’nin farklı ilişki düzeyi halinde olduğu birbirinden oldukça değişik yapıdaki komşu ülkelere sınırdaş olmasıydı.
Güneydoğu Avrupa ülkeleri zaten AB’nin bir sonraki genişleme süreci içinde yer alıyordu ama Rusya, Beyaz Rusya, Ukrayna, Moldavya, Gürcistan, Azerbaycan, Ermenistan ve Barselona Süreci (Avrupa Akdeniz Ortaklığı) içinde yer alan bazı ülkeler gibi AB’nin yakın ve hatta uzun vadede bile genişleme perspektifi içinde yer alamayacak komşu ülkelerin AB ile ilişkilerinin bundan sonra alacağı şekil nasıl belirlenecekti? AB’nin üyelik perspektifi vermeden bu bölgeleri istikrarlı hale getirme ve bu bölgelerde yaşanan sorunlardan kendini koruma çabaları sonuç verebilecek miydi? İşte tüm bu sorulara cevap, AB’nin üçüncü yol arayışı olarak da değerlendirilen Yeni Komşuluk Politikası çerçevesinde aranıyor.
Ancak AB, Yeni Komşuluk Politikası içinde yer alan diğer ülkelerden farklı olarak, Rusya ile ilişkileri konusunda önemli bir ikilem yaşıyor. Rusya ile ilişkiler, bir taraftan, büyük nüfus ve toprak potansiyali, enerji kaynakları ve uluslararası alanda sahip olduğu özel statüsü sebebiyle, AB için önem arzetmekte, diğer taraftan da, AB’nin herhangi bir diğer komşusundan daha büyük amaçları, emelleri ve farklı tarihi olduğundan, kendine has bir tavır, muamele ve yaklaşım gerektirmekte. Dahası, Rusya’nın katılımını sağlamaksızın AB’nin diğer doğu komşularına karşı kapsamlı ve uygulanabilir bir politika geliştirebilmesi de imkânsız.
Anahtar Sözcükler: AB-Rusya İlişkileri, Yeni Komşuluk Politikası ve Rusya, Geniş Avrupa, AB Genişlemesi
Abstract
The Effects of the EU’s Neighbourhood
Policy on EU-Russia Relations
The New Neighbourhood Policy as it is perceived today is a policy which is developed to help the EU to find this “third way”-not to enlarge further eastwards but at the same time not to close the doors to the bordering countries. As for Russia, the EU appears to be facing a thorny dilemma. On the one hand, because of Russia’s huge population and territorial potential, important deposits of energy resources and its special position in the international arena, the relations with Russia are of special significance for the EU. On the other hand, since Russia has much higher ambitions than any other neighbour of the EU, it demands a special treatment and can’t be treated simply as one of the multiple players in the EU’s neighbourhood policy.
It is also impossible to develop a comprehensive policy towards eastern neighbours without including Russia. In this sense, the EU seems to have a two-way approach towards Russia. Russia is included in the neighbourhood policy but the issues that concern Russia exclusively are being handled independently.
Key Words: EU-Russia relations, the New Neighbourhood Poliy and Russia, Wider Europe,enlargement
"Makalelerin tamamını +90 212 230 52 15 yada
info@academical.org
adresinden temin edebilirsiniz."
Ana Sayfa || Yeni Sayı || Arşiv || İletişim || Yayın İlkeleri || Abone || Linkler || Siteye Kayıt || Önerileriniz || Sıkça Sorulan Sorular? || Site Haritası || E-posta || Akademik Araştırmalar Merkezi || English